13 Ekim 2019 Pazar

Bir plancı gözünden Selçuk Altun Okumaları




Bir plancı gözünden
Selçuk Altun Okumaları

Raşit Gökçeli, Y. Bölge Plancısı (ODTÜ), Mimar (İTÜ)
Ekim 2019

Selçuk Altun, Ardıç Ağacının Altında, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 3. Basım, İstanbul, 2017
Selçuk Altun, Buraları Rüzgâr, Buraları Yağmur, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 3. Basım, İstanbul, 2017
Selçuk Altun, Annemin Öğretmediği Şarkılar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2. Basım, İstanbul, 2018
Selçuk Altun, Bizans Sultanı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2. Basım, İstanbul, 2018


Selçuk Altun’u edebiyat meraklıları OT dergisi, daha önce Cumhuriyet Kitap’taki yazılarından tanırlar.

Kişisel olarak ne zaman o yazılara baktı isem hiçbir zaman sıkılmadığım gibi onlar bende, değindikleri pek farklı edebiyat alıntıları, anektodları dolayısı ile değişik kaynaklara yönelme dürtüsü uyandırmışlardır.

Aynı hissi yukarıda sırası ile alıntıladığım Selçuk Altun romanlarını okurken de yaşadım.


İlk okuma : “Ardıç Ağacının Altında


Kitap, bir finans yırtıcısının imana gelip Hulusi Kentmen karakterine bürünmesi görüntüsü altında aslında yirminci asır Türkiye'sinin esaslı bir analizini sunuyor.

Keşke dış dünya -kerameti kendilerinden menkul- dışta 'best seller' olmuş yazarlarımızın oryantalist yapıtlarından değil de Selçuk Altun gibi romancılarımızdan okusa idi Türkiye'yi.

Kitap oldukça cesur pasajlar içeriyor. (200. sahife ve sonrası; Zihni karakteri).

Kitapta anlatılan Tirebolu'yu okuduktan sonra düşündüm ki :

Türkiye'miz tarihi boyunca egemenlerin tüm indirgeyici çabalarına karşın ülkemiz bir kültürler ve milletler potası (melting pot) olageldi, ve rejim ne olursa olsun bu özelliği de değişmeyecek !

"Ardıç Ağacının Altında"nın okuyucusu sanırım bu gerçeği idrak edecektir.

Selçuk Altun’un üslubu sürükleyici, anlatının rastlantısal unsurlarının örüntüyü sürüklemesi doğal.

Esasen, "Rastlantılar en iyi romancıdır" deyişi Balzac'ın değil midir ?



İkinci ve Üçüncü Okumalar : “Buraları Rüzgâr, Buraları Yağmur” ; “Annemin Öğretmediği Şarkılar”


Selçuk Altun’un söz konusu iki yapıtı bir plancı olarak bende Türkiye’nin DNA’sını çözmüş bir gözlemcinin roman tekniğinden de başarılı bir biçimde yararlanarak oluşturduğu İstanbul ve Türkiye çözümlemesi, sentezi izlenimi yarattı.

İki yapıtın karakterlerinin son derece benzeşmesi Selçuk Altun’un aynı konunun iki varyasyonunu kaleme almayı tercih ettiğini düşündürdü.

Bunda hiçbir mahzur görmediğim gibi her iki varyasyona da sürükleyici bir anlatım eşlik edince ortaya ayrı ayrı ya da her ikisi ilgi ile okunabilecek iki novella ortaya çıkmış.

Ancak söz konusu iki romanda karakterlerin yanısıra romanın mekanı İstanbul da oldukça ilginç bir bakış açısı ile anlatılmış.

Örnek mi : Roman kahramanlarının biriinin ağzından şu Tarlabaşı tasviri: …” Kaleydoskopik biçemli sokaklarına, delişmen taksici ve seyyar satıcıların itibar etmemesinden hoşnuttum. Battal pencerelerdeki umutsuz kadınların, aksanlı Türkçe veya Kürtçeyle çocuklarını azarlayıp rahatladığını görürdüm. Cephesi de soluk küflü binalardan kavga sesi yükselmeyen hane, “sapık” diye mimlenirdi.”… (Annemin Öğretmediği Şarkılar, s. 16)

Her iki romanda zengin, bilge, çok akıllı bir karakter ile hayatta tek başına yolunu bulmuş, kendini toplumun değişik kulvarlarında bileğinin gücü ile yarattığı fırsatlardan yararlanarak yol almaya çalışan bir karakter sarmal halinde ve adeta yazarın pek sevdiği bir değiniş ile “simbioz” halindeki interaksiyon   içerisinde. Romanların örüntüsü / entrikaları içerisinde birbirlerine asimptotik bir biçimde yaklaşan söz konusu karakterler elbettre hiçbir zaman tam olarak çakışmamaktalar.

Bu birinci ikilem.

İkinci ikilem, iki farklı İstanbul’un, bildiğimiz imarlı, düzgün modern İstanbul’un yanısıra gayrıresmi sektörün biçimlendirdiği, “gecekondulu, işportalı, dolmuşlu” imar aflarıyla kendine yaşam alanı açmış, velhasıl enformel sektörün İstanbul’unun yanyana sarmal ve gene de “simbioz” halindeki müşterek varlıklarının roman karakterleri aracılığı ile başarılı bir biçimde verilmesi.

Selçuk Altun romanlarını satır aralarını da es geçmeyerek derinlemesine okursanız birçok kültürel bilgi yanısıra, Türkiye’nin derin DNA’sına da vakıf olacaksınız.

Bütün bunların yanısıra ben romandaki hafif polisiye tarzına göndermeleri de benimsedim. Bu tarzın okumayı daha akıcı ve rahat kıldığını düşündüm. Kitabın post modern olarak değerlendirilmesi ya da değerlendirilmemesi umurumda değil. Bence önemli olan yapıtın okuyucuya kültürel planda zenginlik katması, fiksiyonun başarılı olması.

Ancak iyice benimsediğim bir başka özellik ise bölüm başlarında edebiyatın kalbur üstü şairlerinden yapılan alıntılar oldu. Neden mi ? Çünkü biz nesirle hiçbir zaman iyi bir şairin tek bir mısrada ilettiği imgeyi aynı şiddetle vurgulayamayacağımız inancında olduğumdan.

Dördüncü Okuma : “Bizans Sultanı”

“Bizans Sultanı”, Selçuk Altun’un bence epeyce sofistike bir İstanbul güzellemesi.

İstanbul’un 2500 yıllık tarihinin Osmanlı öncesi Bizans dönemini en ince ayrıntıları ile ele alması, İstanbul’u bir dünya metropolü olarak Bizans, Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti devamlılığında (continium) ele alması yazarın diğer eserlerinde alttan alta vurguladığı kültürler, kavimler potası (melting pot) temasını sürdürdüğünü, elden bırakmadığını gösteriyor. 

“Bizans Sultanı” bir ölçüde polisiye tekniği kullanılmasına karşın İstanbul’a ait, Bizans dönemine ait derinlemesine bilgileri, anlatının akıcılığını bozmaksızın okuyucuya sunuyor.

Öyle ki, ben yer yer “Ernest Mamboury”nin İstanbul rehberi, ( Constantinople: Guide Touristique, John A Rizzo éditeur, 1929 ) ile Reşat Ekrem Koçu’nun kitaplarını anımsamadan edemedim.

“Bizans Sultanı” ayrıca son dereceli eğlenceli bir fantezi olarak da okunabilir.

Yazar kitaba, okuyucuya çok hoş zaman geçirecek anekdotlar serpiştirmiş durumda. Ayrıca mizah unsuru da fazlası ile mevcut kitapta.

Yazar kendi kendisi ile de dalga geçmeyi ihmal etmemiş. (Auto derision) tekniğinin başarılı bir uygulaması ile karşı karşıya bulunuyoruz.

Kültür dağarcığını genişletirken aynı zamanda bol bol eğlenmeyi seven okuyucunun “Bizans Sultanı” ile hoş vakitler geçireceğini düşünüyorum.

Selçuk Altun yazı yazmaktan, kültürel alandaki bilgilerini okuyucu ile paylaşmaktan yüksünmeyen bir yazar. Yazıkları ise satır araları ve alt mesajları okuyabilenler için umulmadık zenginlikler içeriyor.



14 Ağustos 2019 Çarşamba

Yapay Zekaya “Karanfilin yanık yanık koktuğunu” Öğretebilecek miyiz ?



Yapay Zekaya “Karanfilin yanık yanık koktuğunu” Öğretebilecek miyiz ?

Raşit Gökçeli; Y. Bölge Plancısı (ODTÜ), Mimar (İTÜ)
Ağustos 2019

Bir çift güvercin havalansa
Yanık yanık koksa karanfil
Değil bu anılacak şey değil
Apansız geliyor aklıma

Melih Cevdet Anday, Anı


4. sanayi devrimi ile birlikte gündeme gelen teknolojilerden yapay zeka yaşantımızın her alanında kendisine uygulama alanı edinmiş durumda.

Bu meyanda yapay zekaya şiir, roman ve benzeri gibi edebi metinler yazdırılıp yazdırılamayacağı tartışıldı. Bu alanda ilginç deneyler oluşturuldu.

Ancak sıfır, bir opsiyonlarından oluşan “bit”lerden meydana gelen mevcut bilgisayar mimarisinin kullandığı mantık metodolojisi endüktif ve dedüktif mantığa dayandığından semantik açıdan tutarlılığı bulunmayan tümcelerin yapay zekaya nasıl öğretileceği, bu amaçla ne tür programlar (yazılım) ve ne tür bilgisayar mimarisi (donanım / hardware) kullanılacağı bir sorun olmakta idi.

Yazılım konusunda

Mevcut klasik bilgisayarlarda yazılım alanında kullanılan mantık, endüktif ve dedüktif mantık olmaktadır. Bu alanda sembolik mantık önermelerine uygun bir yazılım ile karşı karşıya bulunmaktayız.

Yeni nesil yazılımlarda ise giderek abdüktif ve yapay zeka uygulamalarına uyum sağlayan feshedilebilir mantık kullanılmaktadır.

“Abdüktif akıl yürütmede, indüktif akıl yürütmede olduğu gibi, öncül önermelerin doğru olması sonuç önermesinin doğruluğunu zorunlu kılmaz. Yine aynı şekilde, yeni öncüller ile birlikte, sonuç da değişir. Abdüktif akıl yürütme monoton olmayan bir akıl yürütmedir.” (Vedat Kamer, Mantık ve Yapay Zeka, ODTÜ Mezunları Derneği’nde konuşma, 2018)

 Donanım (hardware) konusunda

Yapay zeka uygulamalarının bir gereksinmesi ise bilgisayarların çok daha güçlü, kapasiteli kılınması, verileri çok daha süratle ve çok daha miktarda işleme kapasitesine kavuşturulmalarıdır.

Bu konuda en fazla sözü edilen konu Kuantik bilgisayarların devreye girmesidir.

Klasik bilgisayarlarda bir “bit” sıfır ya da bir den (0-1) oluşmaktadır. Kuantik bilgisayarlarda ise Qbit mimarisi kullanılmaktadır burada bir “bit” kuantik fizik özelliğine bağlı olarak         hem sıfır hem de bir olabilmektedir.

“Yapay zekanın insanın akıl yürütmelerini taklit edebilmesi için mantığın hem formel hem enformel olanaklarını geliştirmesi gerekmektedir.” (Vedat Kamer, Mantık ve Yapay Zeka, ODTÜ Mezunları Derneği’nde konuşma,  2018).

Dolayısı ile söz konusu mimari endüktif, dedüktif mantık yerine abdüktif ya da feshedilebilir mantık kullanmaktadır.

İşte bu feshedilebilir mantık akıl yürütmede pekin önermeler yerine pekin olmayan önermeler kullanmakta bir anlamda buğulu bir akıl yürütme kullanılmaktadır.

İşte şiirin yapısına uygunluk bu aşamada ortaya çıkmaktadır. Şiir bizlere buğulu bir mantığın hüküm sürdüğü bir dünyanın kapılarını açar.

Derin öğrenme teknolojisi ile de güçlendirilmiş yeni nesil kuantik bilgisayarlar sadece düz mantığı kullanmayıp buğulu mantığa da hakim olacağından “karanfilin yanık yanık kokması” metaforunu da bilgi dağarcıklarına ekleme kapasitesi ve teşhis etme özelliğine de sahip olacaklardır.

Yirmi birinci yüzyıl şairlerinin işi zor vesselam !

3 Ağustos 2019 Cumartesi

Mimarlar Odası için vizyon önerisi – 2019 (x)



Mimarlar Odası için vizyon önerisi – 2019 (x)

Raşit Gökçeli

Ağustos 2019


2020 yılında bir Meslek Odası için olası vizyon önerileri

-Teknolojik gelişim, 4. Endüstriyel devrim ve mesleğin değişen yapısı ile ilgili olarak ;

-(toplum içerisindeki karmaşalık düzeyini (entropi) azaltma amacı güden öneriler)

-Başka bir eğitim / başka bir dünya mümkün yaklaşımını benimseyerek yapay zeka (AI) başta olmak üzere, 4. Sanayi devrimi ile ilgili tüm teknolojik yeniliklerin mimarlık eğitimi ile bütünleştirilmesi (entegre edilmesi) yönünde çaba harcanması.

-Mimarlar Odası’nın 4. sanayi devriminin toplumsal formasyon üzerindeki yarattığı değişim etkisini göz önünde bulundurması; Söz konusu değişimin kent makroformunu dönüştürmesini, nanoteknoloji alanındaki  atılımların yapıların imal edilme süreçlerini  değiştirmesini mercek altına alması.

-Finansal tekniklerdeki gelişmeler konusunda mimarlara eğitim verilmesi, mimarların söz konusu teknikleri kullanabilecek teknik bilgilerle donatılmaları, alanında akademi, finans çevreleri ve siyasi çevrelerle birlikte çaba harcanması.

-Konut ve bina yapımında maliyet enflasyonunu düşürecek yöntemleri mesleki çevreler ve kamuoyunda tanıtmak.

-Kent bilgi sistemleri yapılandırılmasında akıllı kentin yeniden düşünülerek verilerin demokratikleştirilmesi ilkesinin benimsenmesi (Barcelona örneği)

-Genel anlamda toplumsal hedefler

-Meslek Odası toplum hizmetinde olmalı, kamusal alanları tüm gücüyle savunmalı, kent merkezlerini toplumun bireylerine kapatan ve çok uluslu şirketlerin yağma, talanına açan, sermaye çevrelerinin her türlü soylulaştırma çabasına karşı durmalıdır.

-Meslek Odası konut edinme çabası içinde olan tüketicilerin, işyeri bulma çabası içinde olan üreticilerin yanında olmalı, onları spekülatör, banka ve faiz mihraklarına karşı mesleki ve hukuki alanda korumalı, onlara gerekli mesleki ve hukuki desteği sunmalıdır.

-Mimarlar Odası başta imar yönetmelikleri olmak üzere meslek adamlarını ilgilendiren imar, yapı yasası ve benzeri alanlarda mahalli koşullara uygun önerilerini kamuoyuna mal etmelidir.

-Mimarlar Odası Mesleki Bilimsel Çalışma Komiteleri oluşturarak mesleğin ve sektörün çeşitli alanlarında mimarların konumunu güçlendirmeli, topluma sağlıklı mesleki çözümler sunabilmelidir.

-Mimarlar Odası toplumsal dayanışmayı olanaklı hale getiren kamusal ve kültürel mekanların üretilmesinde aktif rol üstlenmelidir.

-Mimarlar Odası Kamusal alanların oluşturulması yönünde etkili olduğu bütün mercilerde ve kendi yapısı içerisinde aktif çabalarda bulunmalıdır.

-Mimarlar Odası toplumsal dayanışmayı olanaklı hale getiren kamusal ve kültürel mekanların üretilmesinde aktif rol üstlenmelidir.

-Mimarlar Odası ucuz bina ve konut alternatifleri oluşturan meslek adamlarını, eğitim kurumlarını, mahalli yönetimleri desteklemeli bu amaçla mesleki politikalar geliştirerek bunları kamuoyuna mal etmelidir.

-Mimarlar Odası mesleğin itibarını ve meşruiyetini toplum ve kamuoyu nezdinde yeniden kurarak  neokapitalist dönemde toplumlara egemen kılınmak istenen salt mikro ekonomik paradigmalara karşı tutum almalıdır.

-Mimarlar Odası kültürel özelleşmeye karşı politikalar izlemeli, çok uluslu sermayenin kültürü temellük etmesine yönelik çaba ve politikalarına karşı bilinçli alternatif politikalar izlemelidir.

-Meslek Odası telif mücadelesinde “copyright” kadar “copyleft” tekniklerinden de yararlanmalıdır.

-Mimarlar Odası üretilen yapılı çevrenin değerinin gayrımenkul biçiminden menkul biçime dönüşür iken finansal kapitalin emrine verilmesine karşı antikapitalist muhalefet ile birlikte mücadele yürütmelidir.


-Meslek Odasının yapısı ve Meslek Odası demokrasisi alanında ;


-Meslek Odası seçimleri nispi temsil esasına göre yapılmalı, tüm mesleki grup ve görüşler aldıkları meslektaş desteğine orantılı olarak meslek odası yönetiminde söz ve karar sahibi olmalıdır.

-Meslek Odası’nda kadınların ve gençlerin yönetimin her kademesinde ve faaliyetlerin tümünde temsil edilmelerinin yolları açılmalıdır.

-Mimarlar Odası elindeki bütçe olanaklarını bina ve gayrımenkul almak için değil, topluma mesleği tanıtmak ve bu amaçla bir “mimarlık TV” si kurmak için kullanmalıdır

-Meslek Odası konut edinme çabası içinde olan tüketicilerin, işyeri bulma çabası içinde olan üreticilerin yanında olmalı, onları spekülatör, banka ve faiz mihraklarına karşı mesleki ve hukuki alanda korumalı, onlara gerekli mesleki ve hukuki desteği sunmalıdır.

-Mimarlar Odası’nda 50 üyenin desteğini bulan mesleki öneriler zorunlu olarak Genel Kurullarda tartışmaya açılmalı, meslek odası, bu önerileri program bazında ve gerekirse maddi olanaklarla desteklemelidir. (RIBA örneği).

-Mimarlar Odası ABD’de AIA, İngiltere’de RIBA örneğinde olduğu gibi “meslek sorumluluğu” alanında ihtisaslaşmış sigorta şirketleri ve broker şirketleri kurmalıdır.

-Mimarlar Odası mesleki ve toplumsal alanda çevreci çözümleri kamuoyuna mal etmelidir.

-Mimarların görevi rant yaratmaktır. Ama toplum ve kamu yararına. Dolayısıyla Mimarlar Odası “ranta karşıyız” biçimindeki safsata söylemlere itibar etmemelidir.

-Meslek Odası’nda yöneticiler yönetimde 3 dönemden fazla kalmamalıdır.

-Meslek Odası nitelikli emeğin eğretileşmesine  (prekarite) karşı mücadele etmelidir.

-Meslek Odası niteliksiz emek kadar nitelikli emeği de ilgilendiren taşeron işçileşmeye karşı mücadele etmelidir.

-Mimarlar Odası, mesleği kamusal alanda uygulayan meslektaşlarının üye olma zorunluluğunu kaldıran 12 eylül 1980 rejiminin hukuksal düzenlemelerinin kaldırılmasını talep etmeli, temsil etmekle yükümlü olduğu meslektaş spektrumunun tümünün üyesi olabilmesinin koşullarını sağlamak için gerekli mücadeleyi vermeli, şu andaki eksik temsiliyet ve acz konumuna razı olmamalıdır.


























______________
(x) Raşit Gökçeli, “#Mimarlar Odasından Taleplerimizdir / (Bir Rüya bitti – 5 ) http://rasitgokceli.blogspot.com/http://rasitgokceli.blogspot.com/  2013, içinde.


14 Temmuz 2019 Pazar




“GERGEDAN”laşmalı mı “GERGEDAN”laşmamalı mı ?

Raşit Gökçeli, (x)

Temmuz 2019






İonesco’nun metaforu Nazizm’in barbarlığı karşısında sinip kendi kabuğuna çekilmeyi yeğleyen insanların giderek toplum içerisinde çoğalarak ortalama prototip bireye dönüşmelerini anlatır.

Camus ise toplumun üstüne çöken belanın, öylesine, aniden, bir günden ötekine geçerken yerleşik bir hal aldığını, bir kere zuhur ettikten sonra nasıl ve ne şekilde yok olacağının tamamen belirsiz olduğunu söyler.

Günümüzde ise insanın yakın geleceğini köklü bir biçimde değiştirecek teknolojik devrimler birlikte ve bir arada zuhur ettiler.
Sayısal teknoloji, yapay zeka, finans alanında blockchain (zincirblokları) teknolojisi , genetik, nanoteknoloji yaşamımızı tamamen değiştirmekte.

Artık birey olarak bu değişimin bir parçasıyız.

Yeni bir dünya, an be an, mütemadiyen değişen bir dünya.

Yaşantımıza ait her anın, her ögenin bir veri tabanına dönüştüğü bir dünya.

Bu dünyaya adım attık ancak hazırlıklı mıyız ?

Yeni dünyanın içinde insan onuruna uygun bir yerimiz toplumsal mevkiimiz, statümüz olabilecek mi ?

Kendi geleceğimizi toplumun hür bir bireyi olarak tayin etme olanağımız mevcut mu ?

Önümüzde iki seçenek var.

Ya egemen finans dünyasının belirlediği standartlaşmış kulvarlarda önceden tayin edilmiş alanlarda at koşturmak, giderek yeknesak bir yaşantı sürerek ömür tüketmek, büyük veri girdaplarını oluşturan veri kalabalığı içerisinde minik bir trend eğrisi çizen marjinal ve fakat prototip bir yaşantı sürmek.

Dördüncü sanayi devriminin bize sunduğu ilk alternatif prototip bir birey olarak gergedanlaşmak.

Toplumda sıra kölesi olarak yaşantı sürmek. Sıra kölesi olduğunu bilmeden.

Yazgısına şükrederek.

Alternatif ise zorlu bir yol ayrımını gerekli kılmakta bir başına da olsa tek kalsa da birey kendi yazgısını kendisi ele alabilir.

Zorlu bir yol, iyi bir donanım, eğitim, eğitimden öte sorunların derinliğine inmeyi olanaklı kılan teknolojik bilgi donanımı, ve her şeyden önce başka bir dünyanın mümkün olabileceğine dair bir vizyona sahip olmayı gerektiren bir yol.

Sanat elbette çıkış yollarından biri.

Felsefenin ipine sarılmak ise zorunlu.

 

Gergedanlaşmamak için zorlanan sanatçı


Günümüzde insanın ya da sanatçının zorlanmasından daha vahim bir olgu mevcut. Bu da insanın “insan” olarak artık boşlukta kalmasıdır.

Toplumsal işbölümü ile ilgili var bildiğimiz tüm paradigmaların yıkılmakta olduğu bir dönemi yaşamaktayız.

İnsan emeğinin bugünkü küreselleşmiş dünyanın sosyal formasyonu tarafından  tanımlanmış biçimi, antik çağlardan bu yana süregiden “çalışma” kavramı ile bağlantılarını koparmakta.

Sosyal bir varlık olan insan, artık çalışmasının ve emeğinin bugünkü düzende “gereksinim” duyulmayan ya da “pazar değeri” bulunmayan bir unsura dönüştüğünü görmektedir.

Çağlar boyunca “kıyamet” söylencesinin  etrafında dolanmış olan insan ve sanatçı, kıyametten önce “devreden çıkmanın” şokunu yaşamaktadır. Yani “kıyamet” gerçekleşmeden önce insanın tözsel anlamda bir “yokoluşu” devreye girmektedir. İnsanın “muallakta” olduğu bu ortamda “sanat”ın akıbeti  ne olacaktır ?

Sanırım bu günkü sanatçıyı “zorlayan” ahval budur ve bunun cevabı “gergedanlaşarak” değil insanı yeniden değerli kılabilecek “yeni bir klasisizme dönüşte” aranmalıdır.









(x) Y.Bölge Plancısı (ODTÜ), Mimar (İTÜ)

8 Haziran 2019 Cumartesi

Gölgemiz aynaya düşmez bizim ne varsa sanal imgede var - Yitirilen Öteki




Gölgemiz aynaya düşmez bizim
ne varsa sanal imgede var

Yitirilen Öteki
Raşit Gökçeli, Y.Bölge Plancısı (ODTÜ), Mimar (İTÜ)
2019


4. sanayi devrimi hayatın her alanında değişimlere yol açmakta. 

Google, Facebook, Gmail, Amazon ve benzeri uygulamalar istisnasız nerede ise herkesin dünyasına girdi.

Küreselleşen dünyanın teknoloji devleri sadece yaşantımızın değil aynı zamanda kişiliğimizin de bir parçası haline dönüştüler.

Büyük birader artık bizi dışarıdan değil içimizden şekillendiriyor.

Bilgisayarımızda, akıllı telefonumuzda kullandığımız yapay zeka ile donatılmış programlar zaman içerisinde bizi kendimizden daha iyi tanır hale gelmekte.

Akıllı telefonumuz arkadaşımızı, beğenilerimizi, yaşam tarzımızı bizden iyi belledi.

4. sanayi devriminin “Büyük Biraderi” bizlere sosyal kredi puanı veriyor.

İyi ve makbul vatandaş olmamızın parametreleri teknolojinin olanakları ile belirleniyor.

Artık hepimiz düzenin sosyal Frankestein’ları olduk.

“Gregor Samsa” ya dönüşmemiz bile olanaksız.

Hepimiz formatlaşmış yarı siborglar dünyasına adımımızı attık.

“İmtiyazsız sınıfsız” düzen siborgları olarak yeni düzenin toplumsal kadrolarındaki yerimizi tayin edilmiş hiyerarşik düzen içerisinde algoritmaların işaret ettiği şekilde bulduk bile.

“Ben” in antitezi öteki yitirildi.

Artık sadece algoritmanın belirlediği ben var.

Aynaya bile bakmamız gereksiz.

Görecek aykırı bir şey kalmadı ki.

Ötekisiz benimiz kutlu olsun !

15 Nisan 2019 Pazartesi

Raşit Gökçeli - CV






Raşit Gökçeli
Y. Bölge Plancısı (ODTÜ), Mimar (İTÜ)
Tel : 0.532. 232 55 74






ÖZGEÇMİŞ




Adı soyadı :      Raşit Gökçeli

Doğum Yılı :      1944

Eğitim :

Lise :                Saint Benoit Lisesi (İstanbul)

Lisans :                        İstanbul Teknik Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Mimarlık bölümü, 1967. (Mimar)

Yüksek Lisans: Ortadoğu Teknik üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, 1971.
(Yüksek Bölge Plancısı). (MRP)


Mesleki Faaliyet :

1964-1967 :       Mimari Bürolarda staj ve desinatörlük.

1968-1970 :       Çeşitli saha araştırmalarında araştırmacılık ve anketörlük.

1970-1971 :       ODTÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünde Öğrenci asistanlık.

1971-1980 :       ODTÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünde Asistanlık ve Öğretim Görevliliği.

1981-1982 :       Cem Yayınları Arkadaş Çocuk Dizisi Yönetici Yardımcılığı.

1982 :               Prof.Dr. Mübeccel Kıray tarafından yönetilen Ereğli Araştırmasında saha araştırmacılığı.

1982-1998 :       Toros Yayınları Yöneticiliği

2000 :               Emekli.

2002- 2004:       Telos Yayıncılık ve Bartok Yayınları bünyelerinde editörlük ve redaksiyon görevleri.


Yönetsel Görevler :

1967-2007:                    TMMOB Mimarlar Odası, Yönetim Kurulu üyeliği, Sekreter Yardımcılığı, Saymanlık, Dış İlişkiler Komitesi Üyeliği, Mimarlar Odası İstanbul Şube Sekreterliği, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Bilgisayar Mesleki Bilimsel Çalışma Komitesi Başkanlığı, Mimarlar Odası Denetçiliği. (Çeşitli dönemlerde ve 2004-2006 döneminde). PEN Yazarlar Derneği Denetleme Kurulu üyesi (2007-2009 dönemi). 


Yayınsal Faaliyet :

                                    Eğitim Ekonomisi ve Planlamasına Referans Olarak İnsangücü Çalışmaları Tahminlerine Uygun 1980 Yılında Türkiye’de Optimum Üniversite Dağılımını saptamak için bir Yaklaşım denemesi. 1971, (uzmanlık tezi).

                                    1973-1975 Seçimleri, Seçim coğrafyası Üzerine bir Deneme. 1975. Milliyet Yayınları. (İlhan Tekeli ile birlikte).

                                    Demokratik Kitle Örgütleri Üzerine bir Örnek Olay : Mimarlar Odası, Kıyı Yayınları, 1987

                               Ülkeniz Koşullarına Uygun Konut Üretim Modeli, (GÖK İnşaat ve Ticaret A.Ş.'nin 30. Kuruluş Yıldönümü Nedeniyle Düzenlemiş Olduğu Ulusal Yarışmada Derece Alan Çalışmalar) , Derleyen Murat Balamir, içinde üçüncü ödül. (Mükremin Barut ile birlikte), ODTÜ Mimarlık Fakültesi adına Yayın Kurulu, (MFYK), Publication Commmittee of METU Faculty of Architecture, ekim 1993, October 1993, # 850.

                                    Çeşitli meslek ve edebiyat dergilerinde makaleler. (Mimarlık, Ada, Yapı, Yaşama Sanatı, Varlık, Dünya Kitap, Gösteri, Öteki-siz)

Ödül :

                                   Gök İnşaatın tertiplediği, Ülkemiz Koşullarına Uygun Konut Üretim Modeli
                                     yarışmasında üçüncülük. 1992.

Dernek ve Kuruluş Üyelikleri :


                                   PEN  Kulübü (Türkiye)

                                   BESAM Meslek Birliği

   Mimarlar Odası

                                 
                                   İTÜ Vakfı

    ODTÜ Mezunları Derneği

Yabancı Diller :
                                  
Fransızca ve İngilizce. (İleri derecede). İspanyolca (orta derecede).

2 Nisan 2019 Salı

BAUHAUS ve 2. Sanayi Devrimi



BAUHAUS ve 2. Sanayi Devrimi

Raşit Gökçeli, Y. Bölge Plancısı (ODTÜ), Mimar (İTÜ)

Nisan 2019


Resmi ömrü yalnızca 14 yıl süren (1919 – 1933) BAUHAUS akımı, mimarlığın kendi çapının ötesinde dünyaca geçerli önemli izler bıraktı.

BAUHAUS, ikinci endüstriyel devrimin sağladığı kitlesel ve seri imalat teknolojileri döneminde klasik mimarlığa yeni bir soluk getirmiştir.

BAUHAUS’un isim babası ve önde gelen teorisyeni Walter Gropius’tur.

Gropius, sanayi ürünlerinin toplumdaki statüsünün artması alanında faaliyet gösteren “Deutcher Werkbund” (Alman Sanayi Ürünleri Birliği)’ nin üyesi idi. Bu birlik sanatçı, zanaatçı ve sanayicileri barındırmakta ve sanayi ürünlerine toplum içerisinde yüksek bir statü sağlamayı amaçlamakta idi.

Gropius zamanın en iddialı sanayi yapılarını daha 1910 senelerinde tasarlamakta idi.
Cam ve beton malzemelerini tasarladığı endüstriyel yapılarda kullanması döneme göre çığır açıcı idi.

Gropius’un ayakkabı armatürü imal eden Fagus şirketi için tasarladığı beton ve cam yapı kendinden söz ettirmişti.

Gropius’a göre Mimari form değişiklikleri ancak toplumsal değişikliklerle koşut olarak algılanmalı idi.  Gropius, “Mimarlık ve Toplum“ adlı eserinde Toplumsal sorunlar, zamanımız, dönemimiz etiğinin ana noktasıdır” tezini öne sürmüştü.

Gropius’a göre sanat ve teknik tek ve ayrılmaz bir bütün oluşturmakta idi.

Gropius etrafında dönemin en avangard kadrolarını topladı ve Dessau kentindeki BAUHAUS okulunda zamanın en yeni teknikleri en uç teknolojilerini içeren öğretim programlarını (curriculum) oluşturdu.

BAUHAUS’un yıldızı her ne kadar Almanya’da yükselen Nazizm ile  barışmadı ise de başlangıçta Nazizm ile de birarada yaşamasını becerdi.

Sovyetlerin  “Vkhoutemas” ( Moskova’daki yüksek sanat ve teknik atölyeleri) bünyesindeki öğretim programları ile BAUHAUS ilkeleri benzer nitelikler taşıyordu.

İkinci Dünya Savaşı Sonrasında ise Gropius’u artık ABD’de görüyoruz. Kariyerini “Amerikan Rüyasının” ABD’sinde üstün bir başarı ile sürdürmektedir.

BAUHAUS’un döneminin tüm siyasi rejimleri karşısındaki itibarı, mimarlık mesleğine kazandırdığı AURA, İkinci endüstriyel devrim, mimarlık ve yapılı çevre arasında kurabildiği bilinçli teorik ilişki ve bu teorik yapıyı innovatif yenilikçi pratik uygulamalarla pekiştirmesinde aramak gerekir.

Mimarlık mesleği, üçüncü endüstriyel devrimi (dijital / sayısal devrim) böylesi kapsamlı bir teorik donanım ile karşılayamadı.

Gerek sayısal devrimin gerek finans teknolojilerinin yapılı çevre üzerindeki etkisi mimarlar tarafından yeterince algılanmadı.

Üçüncü endüstriyel devrim sayısal ve finans teknolojilerindeki atılımları neticesinde gayrımenkulu ışık hızı ile menkul değer haline dönüştürdü.

2. sanayi devriminde sanayi üretimi ile koşut olarak seri üretimin bir parçası haline dönüşen gayrımenkul 3. Sanayi devriminde imal edildiği andan itibaren finans teknikleri ile ve sayısal devrimin sağladığı operasyonlar aracılığı ile piyasada üretilen diğer mallar gibi menkul bir değere dönüşme özelliğini kazandı.

Artık bu aşamada mimarlık mesleği AURA’sını finans cambazlarına terk etti.

BAUHAUS’un finans cambazı bir türevi oluşamadı.

Böylesi bir toplumsal formasyonda mimarın rolü sadece arkitektonik artifaktlar yaratmaya indirgendi. Malzeme teknolojisi, nanoteknoljideki gelişmeler bu gelişmeyi destekledi.

2. endüstriyel devrimin yapısal çevre ile toplum arasında teorik donanımlı ilişkiler kurabilen BAUHAUS’un yerini finans sisteminin arkitektonik artifaktlarını yaratan “şişman kedi” mimarlardan oluşan bir elit meslek grubu aldı.

Epilog ya da hikayenin muhtemel sonu

Artık farklı bir zamanda yaşıyoruz : 4. Endüstriyel devrim geldi çattı.

Her alanda birbiri ile ilişkili teknolojik devrimler aynı anda ve giderek ivmelenen bir artışla gündeme gelmiş bulunmakta.

Sayısal devrim, genetik devrim, finans teknolojilerindeki devrim (Blockchain teknolojileri), nanoteknolojideki atılımlar (yapı malzemelerinin niteliksel değişimlere gebe olması) , ekolojik kısıtların klasik üretim biçimleri ve giderek toplumsal formasyon üzerindeki olası etkileri Mimar, Şehirci ve yapılı çevre üreticilerinin yapılı çevreyi tamamen farklı bir şekilde algılaması gereğini  gündeme gerektirmektedir.

Tamamen farklı bir dünyaya adım atarken sentez yapabilen değişen dünyanın yeni parametrelerini bütünsel bir bakış açısı içerisinde kavrayabilen, böylesi bir donanıma sahip mimar ve plancılar mevcut mu?

Mevcut iseler yeni bir BAUHAUS, BAUHAUS’un bir yedeği var diyeceğiz.

Yoksa ?

Yoksa, istikbalimiz ;  “Ya total plancı ya sıra kölesi “.

Kaynakça:

1-Lionel Richard, “Bauhaus, l’esprit des formes”, Le Monde Diplomatique, Février 2019.

2-Raşit Gökçeli, “Bauhaus, yok mu bir yedeğin ?”, Sanat Dünyamız sayı 112, eylül – ekim 2009. YKY.

3-Raşit Gökçeli, “Meslekte Dönüşüm / Mimarlar Odası Ankara Şb Yayını, dosya no.07, mart 2008, (Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yayın Komisyonu Yuvarlak masa Toplantısı “Meslekte Dönüşüm” 10. Mart 2007. , rasitgokceli.blogspot.com   içerisinde.