Yazı mı Tura mı ?
Rahatsız Edici Gerçekler
Raşit Gökçeli
mayıs 2008
Bir metal parayı havaya attığınızda yere yazı ya da tura olarak düşmesi beklenir. Pek nadir olarak paranın yere dik düştüğü de vakidir.
2004, 2006, 2008 Mimarlar Odası Genel Kurulları’nda bizler üç kez üst üste yazı mı tura mı diyerek attığımız parayı dik düşürdük!
Gerçekten de dokuz yüze yakın oy kullanılan bir seçimde listelerin baş başa gelip karma yönetimler oluşması havaya atılan bir paranın yazı tura olarak düşmeyip de dik düşmesi kadar zayıf bir olasılıktır !
Bu duruma nasıl gelindi?
Konu ile ilgili bazı görüşlerimi ilettiğimde benden süreç ile ilgili rahatsızlıklarımı, tümüyle, eksiksiz, kaleme almam istendi. Bana da “peki” demek kaldı.
Ve düşündükçe de beni huzursuz kılan olayların belki sandığımdan daha boyutlu olduklarını, bir şeylerin çok derinlerde “kırılmış” bulunduğunu fark ettim.
“Çift Vitesli Demokrasi” başlıklı yazımda http://www.mimdap.org/w/?p=5701 genel kurul ile ilgili eleştirilerimi DeMimar ve Dimp yazışma gruplarına göndermiş idim. Daha sonra Hasan Kıvırcık Dimp yazışma platformunda okuduğu eleştiri yazısını mimdap.org sitesi bünyesinde kullanmak istedi, ben de olur verdim. Dimp sitesinde yer almamasına karşın, yakın çevremden, “eleştirinin” bazı kötü niyetli” kişilerce kullanılma olasılığı bulunduğunu belirten bazı tepkiler aldım.
Dimp yazışma platformu ile ilgili “bir güvensizlik” içermesi bir yana “bazı kötü niyetli kişilerce kullanılması” olası bir eleştirinin müellifi olmak da, fikirlerimin paylaşılmadığı, hatta bunun ötesinde “gruba zarar verebilecek” nitelikte olduklarının nazik bir üslup ile olsa da ifadesi olmuştur.
Sarıalan toplantısına dönecek olur isek toplantının formatının niteliği icabı önümüzdeki iki yıl içerisinde yapılacak çalışmalar ile ilgili olduğu görülecektir.
Bunun böyle olması de daha sağlıklıdır. Çünkü bu toplantıda şevkli ve inanlı olarak “başka bir dünya, başka bir mimarlık mümkün” bakışı altında mimarlar odası bünyesi içerisinde, Türkiye ölçeğinde birlikte davranacak olan unsurların kendilerine önümüzdeki iki yıl için bir yol haritası ve program çizmeleri beklenir.
Oysa genel kurul ile ilişkin taktik ve stratejinin ve en nihayetinde listelerin oluşturulma biçimi ile ilgili olarak grubun önemli bir kısmının katkısı sınırlı olmuştur.
Dolayısı ile “İstanbul Büyükkent Şube ile Oda Genel Kurulu özgül değerlendirmesinin“ daha önce süreçte aktif olarak bulunanlar tarafından yapılması gerekir idi.
Bunun yapılmamış olması, hem demokratik bir eksikliktir hem de süreç ile ilgili eleştiride bulunacak olanları, “Sarıalan” toplantısından beklenen farklı ve ileriye dönük bir değerlendirme olduğu için tatsız bir ikilem içerisinde bırakmaktadır.
Sırf bu nedenle bile sürecin “değerlendirilmesi”nin yapılmadığına inanan biri olarak “Sarıalan” toplantısında yararlı bir katkıda bulunmamın olası olmadığını düşünmekteyim.
İstanbul Büyükkent Şubesi ile ilgili değerlendirmelerimin nerede ise tamamını “çift vitesli demokrasi” yazısı içerisinde yaptım. Ama gene de "sol" adına "kefil" olduğumuz yönetimlerin, içerikleri ile edimleri ile tamamen AB güdümünde, dünya bankası güdümünde, "sağ meslekçi" programları ülke içerisinde "korumacılık sosu" ile karışık bir bicimde uygulayan ufak grup çıkar birlikteliklerinden oluştuğunu;
bizim, ise söz konusu yönetimleri sol kamuoyu katında olumlayan bir çeşit "ilerici meslek odası" spiritüalizminin retorik bileşkeleri olarak bu "toplumsal imaj" (tablo) da pek iğreti bir yer işgal ettiğimizi artık fark etmeliyiz.
Oda genel kuruluna gelince;
1-Listenin oluşturulmasında olası sonucun bir, iki belki de en iyi olasılıkla üç kişi ile karşı listeyi delmenin çok yüksek bir olasılığının bulunduğu bir ortamda “Cengiz Bektaş, Emre Madran niteliğindeki isimlerin “bir azınlık” kapanına kısılma tehlikesi, daha iyi hesap edilmeli idi. Nitekim sayın Necip Mutlu tarafından duyurulduğu biçimi ile “üyeler : Kubilay Önal, Cengiz Bektaş, Emre Mardan sıralaması ile kamuoyuna duyuruldu. Cengiz Bektaş ve Emre Madran Kubilay Önal’dan daha fazla oy almalarına rağmen. Bu protokoler nezaketsizlik dahi çoğunluk ekibinin demokrasi kültürü fukaralığını yeterince simgelemektedir.
2-Karşı tarafın “iki kişiyle” delinmesi olasılığını hesap etmemeleri mümkün olamayacağına göre yapacakları “mukabil hamle” öngörülmeli idi. Bu mukabil hamlenin, çoğunluk listesindeki göreceli olarak ilerici olan unsurların “kesilmesi” olacağı öngörülmeli idi. Nitekim Ali Rüzgar liste dışı kaldı, Kubilay Önal ise güçlükle son sırada listeye girebildi. Bu konudaki uyarılar dikkate alınmadı.
3-İstanbul DeMimar’ın bazı önerileri liste aşamasında dikkate alınmadı.
4-Genel Kurul süreci içerisinde Bakırköy BKBT kaynaklı bir oluşumun varlığı göz ardı edildi. Bakırköy delegelerinin bir bölümünden gelen görüşme istekleri, gerekli önem verilmediği için genel kurul sürecini etkileyebilecek çok önemli bir moment heba edildi. Genel Kurul sürecini dizayn ederken Bakırköy kaynaklı oluşuma ayrılacak, tahsis edilecek zaman dilimi, sayın Cengiz Bektaş’ın son dakikada gerçekleşen adaylık süreci kadar değerli idi ve kanımca genel kurul sonucunu etkileyebilirdi. Nitekim sayın Mehmet Bozkurt’un ve Süleyman Birdal’ın bağımsız adaylar olarak aldıkları 309 ve 137 oy manidardır.
5-Bazı isimlerin liste için “sakıncalı” olası yönetim bürosu için “uygun” bulunmaları kitlelere karşı fazlaca “popülist” bir seçim stratejisi bakış açısının egemen hale geldiğini gösterdi. Bu ise eleştirdiğimiz çoğunluk kanadının “merkez büro kadrolarını kuvvetlendirme” stratejisi ile denk düştü. Kanaatimce Dimp’in demokrasi anlayışı açısından bu durum eleştirilmelidir.
6-Mimarlar Odası yönetiminde yıllardır bulunan antidemokratik, oligarşik, sağ eğilimli yönetime karşı yıllardır mücadele veren arkadaşlarımız –tabiri mazur görülsün- “bir çeşit mayın eşeği” muamelesi görerek liste oluşumunda yeterince desteklenmemiştir. Bu durum arkadaşlarımızın yıpranmasına yol açmakla kalmamış, ileride söz konusu arkadaşlarımızın çoğunluk kanadı tarafından “ciddiye alınmamaları” sonucunu da getirecektir.
7-Neticede Sarıalan buluşmasının gerekli ikna süreçleri tüketilmeden “erken” bir tarihte yapıldığı endişesini taşımaktayım.
Umarım yanılıyorumdur.
13 Haziran 2008 Cuma
7 Mayıs 2008 Çarşamba
Çift Vitesli Demokrasi
Çift Vitesli Demokrasi
Bir Genel Kurulun Anatomisi
Raşit Gökçeli
Nisan 2008
Zengin adayını sandıktan aşırır
Fakir düz ovada listesini şaşırır
Atasözünden mülhem
Giriş niyetine : solun ebedi sorunu parçalanma
Mimarlar Odası Genel Kurulu tamamlandı. Demokrasi için Mimarlar Platformu 2004 ve 2006 seçimlerinde olduğu gibi yönetime üye göndermekle birlikte çoğunluk erkini elde edemedi. DİMP, 2004 seçimlerinde iki, 2006 seçimlerinde bir, son genel kurulda ise iki üye ile yönetime girdi.
Kazanan yönetim listesi “Geleceğin Mimarlar Odası; Gelecek için Mimarlık” şiarı (?) altında liste sundu. Aynı yönetim 2006 yılında “Örgütsel Dayanışma İçin” şiarını kullanmıştı.
Seçimin kaderini tayin edecek olan marjinal oy potansiyelinin bir bölümünü oluşturan İstanbul Büyükkent Şubesi ise bölgesinde seçimlere “Çağdaş Demokrat Toplumcu” etiketi altında girmekte idi.
Sonuçta sol anlayışın iki değişik varyantını oluşturan iki grubun birlikte davranamaması sonucunda Mimarlar Odası iki yıl daha hem İstanbul Şube yönetimi hem de DİMP platformundan daha muhafazakar bir anlayışın eline geçmiş oldu.
Dahası listelerinin “delineceğini” kavrayan muhafazakar çoğunluk kendi listelerindeki “sol” unsurları ayak oyunları ile “keserek” Ali Rüzgar’ın liste dışı kalmasını, Kubilay Önay’ın ise nerede ise liste dışı kalmasının sağladılar.
2008 genel kurullar sürecinin ayırt edici özelliği
2008 genel kurullar sürecini 2006, 2004 ve benzerlerinden ayıran en önemli özellik İstanbul Büyükkent Şubesi seçimlerinde kullanılan oyların deyim yerinde ise bir “patlama” gerçekleştirmiş olmasıdır.
Gerçekten de İstanbul Şube genel Kurulu’nda kullanılan oy sayısı 2008 yılında 2006 yılına oranla yaklaşık olarak iki misli artarak üçe katlanmıştır! “Çağdaş Demokrat Toplumcu” liste oylarını sekiz yüzlerden bin yedi yüzlere, “Mimarlık için Mimarlar” grubu ise iki yüzlerden sekiz yüzlere taşımıştır.
Bu noktada, “Geleceğin Mimarlar Odası; Gelecek için Mimarlık” ile “Mimarlık için Mimarlar” önermeleri, ifadeleri arasında uzlaşmaz bir farklılık bulunmadığını kayda geçmek gerekir.
Dolayısı ile İstanbul Büyükkent Şube Yönetimi ya Oda Merkezinde açıklanması güç bir tercihe yönelmiştir ya da İstanbul Genel Kurulunda karşısına “Mimarlık için Mimarlar” şiarı ile çıkan grup iddia edildiği gibi AKP’nin, rant çevrelerinin, dış sermayenin birebir temsilcisi değildir !
Doğrusu herhalde ikinci önermedir. “Mimarlık için Mimarlar” grubu, “Odamızın yarım yüzyıldır savunduğu “Mimarlar Odası Toplum Hizmetindedir” ilkesini en güçlü ve yapıcı biçimde savunur ve uygular. Bu ilkeyi mesleğin yetki ve sorumlulukları çerçevesi içinde sahiplenir ve gerçekleştirir.” önermesine deklarasyonun başında yer vermiştir de.
Ancak mevcut İstanbul Şube yönetimi işin kolayın kaçarak karşı grubu gericilik, dış sermaye çevrelerinin, iktidarın rant ortaklığı, iktidar partisinin birebir temsilcisi olmakla suçlamayı yeğlemiştir.
Bu noktada gerek DeMimar grubunun gerekse DİMP’in İstanbul Şubesine sunduğu karşılıksız destek bence DİMP bakımından ilk stratejik hatayı oluşturmuştur.
Gerek Oda Merkezi’nin gerekse İstanbul Büyükkkent Şubesi çoğunluk kanadının kapsamlı bir eleştiri süzgecinden geçirilmeksizin kayıtsız şartsız desteklenmesi genel kurul sürecinde gerekli ağırlığın oluşturulması yönünde bir handikap oluşturmuştur.
İstanbul Büyükkkent Şube Yönetimine Oda merkezinin demokratikleştirilmesi yönünde “birlikte davranılması” umudu ile sağlanan destek, genel kurul sürecinde umulan “birlikteliğin” bir türlü sağlanamaması ile sonu gelmeyen ve umarsız bir “godot’yu bekleme” seansına dönüşürken İstanbul delegasyonunun sağlıklı unsurlarından daha da geniş bir destek almak için yapılabilecek çalışmalar da ya çok gecikmiş ya da olumlu sonuca vardırılamamıştır.
Sonuçta İstanbul Büyükkkent Şube delegasyonundan sağlanan yüzde kırk ile elli arasında destek, kimi şubelerle sağlanan olumlu diyalog ortamları, sonucu etkilemede yetersiz kalmıştır. Yüzde altmış beş oranındaki potansiyel bir destek mevcut olmasına rağmen gerekli örgüt içi temaslar kurulamadığından DİMP ve Mimarlar Odası açısından önemli bir fırsat heba edilmiştir.
Ancak bu noktada stratejik ve taktik genel kurul hatalarında da önemli olan DİMP ve DeMimar adına işlenen “demokrasi ayıbıdır”. İstanbul Büyükkkent Şubesi Genel Kurulu’nda karşı liste çıkaran grup gericilik, rant çevrelerinin temsilciliği ile suçlanırken mevcut yönetime de “sol” adına “kefil” olunmuştur.
Oysa: söz konusu listede bin dokuz yüz yetmiş bir yılından bu yana mimarlık topluluğu içinde “sol” ile birlikte davranmış eylemde bulunmuş sayısız arkadaşımızın herkesçe varlığı bilinmektedir.
Bundan sonra yapılabilecekler
Bu nedenle daha önce DİMP ortamına gönderdiğim bir iletide söz konusu unsurlarla birlikte davranılarak ülke çapında ve İstanbul özelinde yeni birliktelikler inşa etmenin gerekliliğine işaret etmiş idim.
DİMP ve DEMimar tarafından organize edilecek bir kurultay önermiştim.
Önerdiğim bu kurultayın olası tema(lar)sı
Başka bir Mimarlık Mümkün
Bir Rüya Bitti (Öğrencilerin diploma sorunu eksenli)
Tüketici Örgütleri ile Birlik (Bu noktada “gerici” ilan ettiğimiz listede yer alan Aysel Can Ekşi”nin Tüketiciler Derneği’nin Beykoz Şubesi başkanı olduğunu hatırlatırım.)
İttifaklar sorunu ve nitelikli emek olarak mimarlığın eğretileştirilmesi.
Eksenli idiler.
Bu nedenle;
ARAYIŞ toplantıları düzenleyerek seçilmesi muhtemel olan muhafazakar merkez yönetimini kamuoyu önünde sıkıştırmak, meşruiyet temellerini yok etmek ve zamanı geldiğinde İstanbul Büyükkent Şubesi çoğunluğu ile merkez bürokratik yönetimini devirmek olmazsa en azından sürece etkili bir biçimde müdahil olabilmek gereği vardır.
Çift vitesli demokrasi
Önümüzdeki tehlikelerden biri de DİMP olarak eleştirdiğimiz dar grupçu “üsttekiler”, “alttakiler” , biçiminde bir “demokrasi” anlayışının grubumuza da bulaşmasıdır.
Sayın Cengiz Bektaş ile Emre Madran’a bu açıdan gerektiği ölçüde yardımcı olamadığımızı, onları hak etmedikleri bir “azınlık” statüsünde beşe iki olarak yadırgatıcı bir ortama soktuğumuzu da düşünmekteyim.
Bu nedenle :
Cengiz Bektaş ile Emre Madran’a DİMP ve DeMimar olarak önümüzdeki süreçte elimizden gelen her türlü desteği sağlamanın boynumuzun borcu olduğunu düşünmekteyim.
İlk adımda Merkez Yönetim Kurulu yedek üyelerimizin (DİMP listesinden seçimi kazananlar) de tüm merkez Yönetim kurulu toplantılarına katılmalarını sağlamamız gerektiğini düşünmekteyim.
Önümüzdeki dönem Ankara’dan çok İstanbul’da tayin edilecektir. Yapılan hatalara rağmen İstanbul delegasyonundan alınan oy oranı yüzde kırların üzerinde yer yer yüzde ellilere varmıştır. İstanbul’da haksız yere dışlanmış tüm eski dostlarımızı yeniden kazanmalıyız. Bu amaçla zaman zaman istemeyerek ya da dikkatsizlik sonucu içine hapsolduğumuz “kırmızı çizgili Kafkas tebeşir dairesini” bir an önce parçalamalıyız!
Çift vitesli demokrasiden gerçek demokrasiye yönelmeyi en başta kendi grubumuz içerisinde amaçlamalıyız.
Başka bir dünya
Başka bir mimarlık mümkün;
Başka bir Ankara değil ama başka bir İstanbul da İzmir de mümkün !
Bir Genel Kurulun Anatomisi
Raşit Gökçeli
Nisan 2008
Zengin adayını sandıktan aşırır
Fakir düz ovada listesini şaşırır
Atasözünden mülhem
Giriş niyetine : solun ebedi sorunu parçalanma
Mimarlar Odası Genel Kurulu tamamlandı. Demokrasi için Mimarlar Platformu 2004 ve 2006 seçimlerinde olduğu gibi yönetime üye göndermekle birlikte çoğunluk erkini elde edemedi. DİMP, 2004 seçimlerinde iki, 2006 seçimlerinde bir, son genel kurulda ise iki üye ile yönetime girdi.
Kazanan yönetim listesi “Geleceğin Mimarlar Odası; Gelecek için Mimarlık” şiarı (?) altında liste sundu. Aynı yönetim 2006 yılında “Örgütsel Dayanışma İçin” şiarını kullanmıştı.
Seçimin kaderini tayin edecek olan marjinal oy potansiyelinin bir bölümünü oluşturan İstanbul Büyükkent Şubesi ise bölgesinde seçimlere “Çağdaş Demokrat Toplumcu” etiketi altında girmekte idi.
Sonuçta sol anlayışın iki değişik varyantını oluşturan iki grubun birlikte davranamaması sonucunda Mimarlar Odası iki yıl daha hem İstanbul Şube yönetimi hem de DİMP platformundan daha muhafazakar bir anlayışın eline geçmiş oldu.
Dahası listelerinin “delineceğini” kavrayan muhafazakar çoğunluk kendi listelerindeki “sol” unsurları ayak oyunları ile “keserek” Ali Rüzgar’ın liste dışı kalmasını, Kubilay Önay’ın ise nerede ise liste dışı kalmasının sağladılar.
2008 genel kurullar sürecinin ayırt edici özelliği
2008 genel kurullar sürecini 2006, 2004 ve benzerlerinden ayıran en önemli özellik İstanbul Büyükkent Şubesi seçimlerinde kullanılan oyların deyim yerinde ise bir “patlama” gerçekleştirmiş olmasıdır.
Gerçekten de İstanbul Şube genel Kurulu’nda kullanılan oy sayısı 2008 yılında 2006 yılına oranla yaklaşık olarak iki misli artarak üçe katlanmıştır! “Çağdaş Demokrat Toplumcu” liste oylarını sekiz yüzlerden bin yedi yüzlere, “Mimarlık için Mimarlar” grubu ise iki yüzlerden sekiz yüzlere taşımıştır.
Bu noktada, “Geleceğin Mimarlar Odası; Gelecek için Mimarlık” ile “Mimarlık için Mimarlar” önermeleri, ifadeleri arasında uzlaşmaz bir farklılık bulunmadığını kayda geçmek gerekir.
Dolayısı ile İstanbul Büyükkent Şube Yönetimi ya Oda Merkezinde açıklanması güç bir tercihe yönelmiştir ya da İstanbul Genel Kurulunda karşısına “Mimarlık için Mimarlar” şiarı ile çıkan grup iddia edildiği gibi AKP’nin, rant çevrelerinin, dış sermayenin birebir temsilcisi değildir !
Doğrusu herhalde ikinci önermedir. “Mimarlık için Mimarlar” grubu, “Odamızın yarım yüzyıldır savunduğu “Mimarlar Odası Toplum Hizmetindedir” ilkesini en güçlü ve yapıcı biçimde savunur ve uygular. Bu ilkeyi mesleğin yetki ve sorumlulukları çerçevesi içinde sahiplenir ve gerçekleştirir.” önermesine deklarasyonun başında yer vermiştir de.
Ancak mevcut İstanbul Şube yönetimi işin kolayın kaçarak karşı grubu gericilik, dış sermaye çevrelerinin, iktidarın rant ortaklığı, iktidar partisinin birebir temsilcisi olmakla suçlamayı yeğlemiştir.
Bu noktada gerek DeMimar grubunun gerekse DİMP’in İstanbul Şubesine sunduğu karşılıksız destek bence DİMP bakımından ilk stratejik hatayı oluşturmuştur.
Gerek Oda Merkezi’nin gerekse İstanbul Büyükkkent Şubesi çoğunluk kanadının kapsamlı bir eleştiri süzgecinden geçirilmeksizin kayıtsız şartsız desteklenmesi genel kurul sürecinde gerekli ağırlığın oluşturulması yönünde bir handikap oluşturmuştur.
İstanbul Büyükkkent Şube Yönetimine Oda merkezinin demokratikleştirilmesi yönünde “birlikte davranılması” umudu ile sağlanan destek, genel kurul sürecinde umulan “birlikteliğin” bir türlü sağlanamaması ile sonu gelmeyen ve umarsız bir “godot’yu bekleme” seansına dönüşürken İstanbul delegasyonunun sağlıklı unsurlarından daha da geniş bir destek almak için yapılabilecek çalışmalar da ya çok gecikmiş ya da olumlu sonuca vardırılamamıştır.
Sonuçta İstanbul Büyükkkent Şube delegasyonundan sağlanan yüzde kırk ile elli arasında destek, kimi şubelerle sağlanan olumlu diyalog ortamları, sonucu etkilemede yetersiz kalmıştır. Yüzde altmış beş oranındaki potansiyel bir destek mevcut olmasına rağmen gerekli örgüt içi temaslar kurulamadığından DİMP ve Mimarlar Odası açısından önemli bir fırsat heba edilmiştir.
Ancak bu noktada stratejik ve taktik genel kurul hatalarında da önemli olan DİMP ve DeMimar adına işlenen “demokrasi ayıbıdır”. İstanbul Büyükkkent Şubesi Genel Kurulu’nda karşı liste çıkaran grup gericilik, rant çevrelerinin temsilciliği ile suçlanırken mevcut yönetime de “sol” adına “kefil” olunmuştur.
Oysa: söz konusu listede bin dokuz yüz yetmiş bir yılından bu yana mimarlık topluluğu içinde “sol” ile birlikte davranmış eylemde bulunmuş sayısız arkadaşımızın herkesçe varlığı bilinmektedir.
Bundan sonra yapılabilecekler
Bu nedenle daha önce DİMP ortamına gönderdiğim bir iletide söz konusu unsurlarla birlikte davranılarak ülke çapında ve İstanbul özelinde yeni birliktelikler inşa etmenin gerekliliğine işaret etmiş idim.
DİMP ve DEMimar tarafından organize edilecek bir kurultay önermiştim.
Önerdiğim bu kurultayın olası tema(lar)sı
Başka bir Mimarlık Mümkün
Bir Rüya Bitti (Öğrencilerin diploma sorunu eksenli)
Tüketici Örgütleri ile Birlik (Bu noktada “gerici” ilan ettiğimiz listede yer alan Aysel Can Ekşi”nin Tüketiciler Derneği’nin Beykoz Şubesi başkanı olduğunu hatırlatırım.)
İttifaklar sorunu ve nitelikli emek olarak mimarlığın eğretileştirilmesi.
Eksenli idiler.
Bu nedenle;
ARAYIŞ toplantıları düzenleyerek seçilmesi muhtemel olan muhafazakar merkez yönetimini kamuoyu önünde sıkıştırmak, meşruiyet temellerini yok etmek ve zamanı geldiğinde İstanbul Büyükkent Şubesi çoğunluğu ile merkez bürokratik yönetimini devirmek olmazsa en azından sürece etkili bir biçimde müdahil olabilmek gereği vardır.
Çift vitesli demokrasi
Önümüzdeki tehlikelerden biri de DİMP olarak eleştirdiğimiz dar grupçu “üsttekiler”, “alttakiler” , biçiminde bir “demokrasi” anlayışının grubumuza da bulaşmasıdır.
Sayın Cengiz Bektaş ile Emre Madran’a bu açıdan gerektiği ölçüde yardımcı olamadığımızı, onları hak etmedikleri bir “azınlık” statüsünde beşe iki olarak yadırgatıcı bir ortama soktuğumuzu da düşünmekteyim.
Bu nedenle :
Cengiz Bektaş ile Emre Madran’a DİMP ve DeMimar olarak önümüzdeki süreçte elimizden gelen her türlü desteği sağlamanın boynumuzun borcu olduğunu düşünmekteyim.
İlk adımda Merkez Yönetim Kurulu yedek üyelerimizin (DİMP listesinden seçimi kazananlar) de tüm merkez Yönetim kurulu toplantılarına katılmalarını sağlamamız gerektiğini düşünmekteyim.
Önümüzdeki dönem Ankara’dan çok İstanbul’da tayin edilecektir. Yapılan hatalara rağmen İstanbul delegasyonundan alınan oy oranı yüzde kırların üzerinde yer yer yüzde ellilere varmıştır. İstanbul’da haksız yere dışlanmış tüm eski dostlarımızı yeniden kazanmalıyız. Bu amaçla zaman zaman istemeyerek ya da dikkatsizlik sonucu içine hapsolduğumuz “kırmızı çizgili Kafkas tebeşir dairesini” bir an önce parçalamalıyız!
Çift vitesli demokrasiden gerçek demokrasiye yönelmeyi en başta kendi grubumuz içerisinde amaçlamalıyız.
Başka bir dünya
Başka bir mimarlık mümkün;
Başka bir Ankara değil ama başka bir İstanbul da İzmir de mümkün !
19 Şubat 2008 Salı
Sil Baştan Ütopya-Slavoj Zizek halkçı bir seferberliğin gerekliliğini savunuyor
Sil Baştan Ütopya
Ütopyaya yeniden sarılmamız gerekecek
Slavoj Zizek halkçı bir seferberliğin gerekliliğini savunuyor
ÉRIC AESCHIMANN’la yapılmış söyleşi
Ljubljana, 16 şubat 2008
Çeviri : Raşit Gökçeli
http://www.liberation.fr/actualite/politiques/310422.FR.php
Slavoj Zizek felsefeci. İki tane “kızıl” antolojinin editör/ yayıncılığına yapmakta: Robespierre :Erdem ile terör arasında, (Stock yayınları) ve Devrimin yanıbaşında, Zizek tarafından yorumlanışı ile Lenin, (Aden yayınları).
Demokrasiye yönelttiğiniz eleştiriler nedir ?
Belki de muhafazakarların yönelttiği eleştirilerin aynısını… Muhafazakarlar demokrasinin bir çıkmazda olduğunu kabul etme cesaretini gösteriyorlar. Tarihin sonunu ilan etiğinde Francis Fukuyama ile epeyce alay edildi fakat günümüzde liberal demokrat çerçevenin (üstyapının) kalıcı olduğu fikri herkesçe kabul görüyor.
Olsa olsa güler yüzlü bir kapitalizm talep etmekle yetiniliyor, dün geçmişte güler yüzlü sosyalizmden söz edildiği biçimde. Bilim kurgu alanına bakın: dünyanın sonunu tahayyül etmek kapitalizmin sonunu öngörmekten çok daha kolay gelmekte.
Demokrasi eleştirisinin(nizin) ardındaki gerçek hedef kapitalizm mi ?
Bir şeylere açıklık getirelim: savaş sonrası Avrupa şimdiye kadar görülmemiş bir mutluluk (refah seviyesi) yaşadı. Ancak liberal-demokratik modelin dengelerini alt üst eden dört temel sorun ortaya çıktı:
1) Devletin devre dışı bıraktığı, sorunları ile artık ilgilenmediği, toplumsal hayata katılamayanlar: (refahtan pay alamayanlar, geçerli ikametgah ya da çalışma belgeleri bulunmayanlar (yabancı göçmenler) , evsizler (bimekan) işsizler).
2) Microsoft’un kurucusu Bill Gates’in başına gelenlerin (çılgın kaderinin) ortaya koyduğu üzere fikri mülkiyetin pazar ekonomisinin kuralları tarafından düzenlenememesi (regüle edilememesi).
3) Çevre sorunu. Kirlilik ölçülebilir olduğunda düzenleme ve kurallar ile Pazar ekonomisi bağdaşabilmekte iken kirlilikten doğan riskler ölçülemeyecek seviyeye ulaştığında durum kontrol edilemez hale gelmektedir. (Çernobil, ekolojik iklim değişikliği kaynaklı fırtınalar tayfunlar).
4) Biyogenetik alanı. Beşeri olanın sınırlarını tayin etme görevi Pazar ekonomisinin olabilir mi ?
Söz konusu dört alanda ne liberal demokrasi ne de küresel kapitalizm geçerli yanıtları vermemekte.
Alternatif nedir?
Budala değilim, yeni bir komünist partisi düşü kurmuyorum. Konumum çok daha trajik. Her Marksist gibi kapitalizmin inanılmaz verimliliğine hayranlık duymaktayım ve insan haklarının yararlarını küçümsemiyorum. Pinochet’in tutuklanması elbette Şili’de çok olumlu bir psikolojik etki yarattı. Ancak bir de Chavez (Venezüela) örneğine bakalım. Chavez’i eleştirenler popülist olduğunu, demagog olduğunu, ekonomi yararına anlamlı bir şey yapmadığını ve sonunun kötü olacağını söylüyorlar. Haklı olabililer. Ancak Chavez, gecekondu (favellas) yoksullarını politik sürece eklemleyebilen tek kişi oldu. Chavez’i bu nedenle destekliyorum. Chavez’in diktatöryel eğilimlerini eleştirenler sanki ondan önce bir dengeli demokrasi varmış gibi davranıyorlar. Oysa o sadece Chavez, halkçı seferberliğin itici gücü (vektör) olabildi. Chavez kazanımlarını savunmak amacı ile devlet aygıtını kullanma hakkına sahip. İsterseniz siz bu tutumu terör olarak nitelendirebilirsiniz.
Liberal düşünürler nezdinde kapitalizm ile demokrasi ayrılmaz bir bütün oluşturmakta.
Evet bu sav çokça dile getirildi. Ama Çin otoriter bir kapitalizmin oluşumuna sahne olmakta. Amerikan modeli ya da Çin modeli : Kişisel olarak böylesi bir seçim perspektifi içerisinde yaşamak istemiyorum. İşte tam bu yüzden yeni baştan ütopyacı olmak zorundayız. Yaşanan küresel (iklimsel) ısınma devasa ölçekli kararların iade-i itibar görmesi notasına getirecek bizleri. O kararlar (merkezi planlama kastediliyor rg.) ki anti totaliter düşünürler tarafından goulag rejimine zorunlu gidiş olarak mahkum edilmiş idi. Walter Lippmann normal zamanlarda demokrasinin işleme koşulunun, halkın karar verici seçkinlere (elit) güven duyması olduğunu gösterdi. Bu durumda halk hükümdarın işlevini görmekte. Edilgen bir şekilde konuyu incelemeksizin onay imzasını atma görevi. Oysa kriz ortamında sözü edilen güven uçup gider. Benim tezim şu: öylesi koşullar konjonktürler olabilir ki demokrasi artık işlemez, böylesi koşullarda halk seferberliğinin oluşma tarzları, biçimleri yeni baştan ortaya konabilmelidir.
Buradan Robespierre’e övgünüze geçebilir miyiz?
Terör Robespierre ile sınırlanamaz. O dönemde daha radikal figürler (Baboeuf, Hebert) tarafından temsil edilen bir halk hareketi vardı. Robespierre’in ölümünden sonra kendi zamanından daha fazla kelle lesildiğini de anımsatmak gerekir. Robespierre ise sadece zenginlerin kellesini uçurmuştu. Gerçekte Robespierre basbayağı hukukun içinde kalmıştı. İspatı kendisinin tutuklanmasıdır. Robespierre’de ilgimi çeken, Walter Benjamin’in “tanrısal şiddet” biçiminde dile getirdiği halk hareketleri ile birlikte püsküren (indifa) şiddet biçimidir. Şahsen fiziki şiddeti sevmem, ondan çekinirim, ama gene de malum geleneksel halk şiddeti geleneğinden vazgeçemem. Şiddetin ila kişiler üzerinde uygulanması da gerekmez. Gandhi örneğini ele alırsak, Gandhi yalnızca mitingler örgütlemedi ön ayak olduğu boykotlar aracılığı ile güçler dengesini yeni baştan kurdu. Sistemden dışlanmış olanları savunmak, çevreyi korumak, zorunlu olarak yeni baskı yöntemleri şiddet yöntemleri oluşturmayı gerektirecektir. Kapitalizmin tırsmasını sağlamak; öldürmek için değil ama bir şeyleri dönüştürebilmek amacı ile. Aksi halde daha da büyük bir şiddetin köktenci bir şiddetin yeni bir mutlakiyetçiliğin /otoritarizm) pençesine düşmek mukadderdir.
Entelektüelin çabası felaket senaryolarını önlemeye, olguların değişik bir açıdan görülmesini sağlamaya yarar. Deleuze, “yanlış yanıtlar var ise mutlaka yanlış sorular vardır” diyordu. Bir felsefeci meclisi kitleleri seferber edecek bir proje ortaya koyamaz. Ancak fikirler ortaya atılır ve belki bunların arasında ele alınacak olanlar çıkabilir. Fransa’da yaşana banliyö isyanları ütopik seviyede de olsa herhangi bir düşünceye eklemlenmiş değildi. Trajik olan bu durumdur.
Soldaki arkadaşlarınız sizin gibi düşünüyorlar mı?
ABD’de hoşgörülü, liberal bir solculuk başat. Bu solculukta gerçek nosyonu bile totaliterlik olarak ele alınmakta sadece bireylerin kişisel öyküleri saygıdeğer kabul edilmekte. Felsefeci Richard Rorty’ye göre insanı betimleyen yalnızca acı çekme kapasitesi ve onu anlatabilme yetisidir. Böylesi erksiz ve duygusal bir sol bana hüzün veriyor.
Ütopyaya yeniden sarılmamız gerekecek
Slavoj Zizek halkçı bir seferberliğin gerekliliğini savunuyor
ÉRIC AESCHIMANN’la yapılmış söyleşi
Ljubljana, 16 şubat 2008
Çeviri : Raşit Gökçeli
http://www.liberation.fr/actualite/politiques/310422.FR.php
Slavoj Zizek felsefeci. İki tane “kızıl” antolojinin editör/ yayıncılığına yapmakta: Robespierre :Erdem ile terör arasında, (Stock yayınları) ve Devrimin yanıbaşında, Zizek tarafından yorumlanışı ile Lenin, (Aden yayınları).
Demokrasiye yönelttiğiniz eleştiriler nedir ?
Belki de muhafazakarların yönelttiği eleştirilerin aynısını… Muhafazakarlar demokrasinin bir çıkmazda olduğunu kabul etme cesaretini gösteriyorlar. Tarihin sonunu ilan etiğinde Francis Fukuyama ile epeyce alay edildi fakat günümüzde liberal demokrat çerçevenin (üstyapının) kalıcı olduğu fikri herkesçe kabul görüyor.
Olsa olsa güler yüzlü bir kapitalizm talep etmekle yetiniliyor, dün geçmişte güler yüzlü sosyalizmden söz edildiği biçimde. Bilim kurgu alanına bakın: dünyanın sonunu tahayyül etmek kapitalizmin sonunu öngörmekten çok daha kolay gelmekte.
Demokrasi eleştirisinin(nizin) ardındaki gerçek hedef kapitalizm mi ?
Bir şeylere açıklık getirelim: savaş sonrası Avrupa şimdiye kadar görülmemiş bir mutluluk (refah seviyesi) yaşadı. Ancak liberal-demokratik modelin dengelerini alt üst eden dört temel sorun ortaya çıktı:
1) Devletin devre dışı bıraktığı, sorunları ile artık ilgilenmediği, toplumsal hayata katılamayanlar: (refahtan pay alamayanlar, geçerli ikametgah ya da çalışma belgeleri bulunmayanlar (yabancı göçmenler) , evsizler (bimekan) işsizler).
2) Microsoft’un kurucusu Bill Gates’in başına gelenlerin (çılgın kaderinin) ortaya koyduğu üzere fikri mülkiyetin pazar ekonomisinin kuralları tarafından düzenlenememesi (regüle edilememesi).
3) Çevre sorunu. Kirlilik ölçülebilir olduğunda düzenleme ve kurallar ile Pazar ekonomisi bağdaşabilmekte iken kirlilikten doğan riskler ölçülemeyecek seviyeye ulaştığında durum kontrol edilemez hale gelmektedir. (Çernobil, ekolojik iklim değişikliği kaynaklı fırtınalar tayfunlar).
4) Biyogenetik alanı. Beşeri olanın sınırlarını tayin etme görevi Pazar ekonomisinin olabilir mi ?
Söz konusu dört alanda ne liberal demokrasi ne de küresel kapitalizm geçerli yanıtları vermemekte.
Alternatif nedir?
Budala değilim, yeni bir komünist partisi düşü kurmuyorum. Konumum çok daha trajik. Her Marksist gibi kapitalizmin inanılmaz verimliliğine hayranlık duymaktayım ve insan haklarının yararlarını küçümsemiyorum. Pinochet’in tutuklanması elbette Şili’de çok olumlu bir psikolojik etki yarattı. Ancak bir de Chavez (Venezüela) örneğine bakalım. Chavez’i eleştirenler popülist olduğunu, demagog olduğunu, ekonomi yararına anlamlı bir şey yapmadığını ve sonunun kötü olacağını söylüyorlar. Haklı olabililer. Ancak Chavez, gecekondu (favellas) yoksullarını politik sürece eklemleyebilen tek kişi oldu. Chavez’i bu nedenle destekliyorum. Chavez’in diktatöryel eğilimlerini eleştirenler sanki ondan önce bir dengeli demokrasi varmış gibi davranıyorlar. Oysa o sadece Chavez, halkçı seferberliğin itici gücü (vektör) olabildi. Chavez kazanımlarını savunmak amacı ile devlet aygıtını kullanma hakkına sahip. İsterseniz siz bu tutumu terör olarak nitelendirebilirsiniz.
Liberal düşünürler nezdinde kapitalizm ile demokrasi ayrılmaz bir bütün oluşturmakta.
Evet bu sav çokça dile getirildi. Ama Çin otoriter bir kapitalizmin oluşumuna sahne olmakta. Amerikan modeli ya da Çin modeli : Kişisel olarak böylesi bir seçim perspektifi içerisinde yaşamak istemiyorum. İşte tam bu yüzden yeni baştan ütopyacı olmak zorundayız. Yaşanan küresel (iklimsel) ısınma devasa ölçekli kararların iade-i itibar görmesi notasına getirecek bizleri. O kararlar (merkezi planlama kastediliyor rg.) ki anti totaliter düşünürler tarafından goulag rejimine zorunlu gidiş olarak mahkum edilmiş idi. Walter Lippmann normal zamanlarda demokrasinin işleme koşulunun, halkın karar verici seçkinlere (elit) güven duyması olduğunu gösterdi. Bu durumda halk hükümdarın işlevini görmekte. Edilgen bir şekilde konuyu incelemeksizin onay imzasını atma görevi. Oysa kriz ortamında sözü edilen güven uçup gider. Benim tezim şu: öylesi koşullar konjonktürler olabilir ki demokrasi artık işlemez, böylesi koşullarda halk seferberliğinin oluşma tarzları, biçimleri yeni baştan ortaya konabilmelidir.
Buradan Robespierre’e övgünüze geçebilir miyiz?
Terör Robespierre ile sınırlanamaz. O dönemde daha radikal figürler (Baboeuf, Hebert) tarafından temsil edilen bir halk hareketi vardı. Robespierre’in ölümünden sonra kendi zamanından daha fazla kelle lesildiğini de anımsatmak gerekir. Robespierre ise sadece zenginlerin kellesini uçurmuştu. Gerçekte Robespierre basbayağı hukukun içinde kalmıştı. İspatı kendisinin tutuklanmasıdır. Robespierre’de ilgimi çeken, Walter Benjamin’in “tanrısal şiddet” biçiminde dile getirdiği halk hareketleri ile birlikte püsküren (indifa) şiddet biçimidir. Şahsen fiziki şiddeti sevmem, ondan çekinirim, ama gene de malum geleneksel halk şiddeti geleneğinden vazgeçemem. Şiddetin ila kişiler üzerinde uygulanması da gerekmez. Gandhi örneğini ele alırsak, Gandhi yalnızca mitingler örgütlemedi ön ayak olduğu boykotlar aracılığı ile güçler dengesini yeni baştan kurdu. Sistemden dışlanmış olanları savunmak, çevreyi korumak, zorunlu olarak yeni baskı yöntemleri şiddet yöntemleri oluşturmayı gerektirecektir. Kapitalizmin tırsmasını sağlamak; öldürmek için değil ama bir şeyleri dönüştürebilmek amacı ile. Aksi halde daha da büyük bir şiddetin köktenci bir şiddetin yeni bir mutlakiyetçiliğin /otoritarizm) pençesine düşmek mukadderdir.
Entelektüelin çabası felaket senaryolarını önlemeye, olguların değişik bir açıdan görülmesini sağlamaya yarar. Deleuze, “yanlış yanıtlar var ise mutlaka yanlış sorular vardır” diyordu. Bir felsefeci meclisi kitleleri seferber edecek bir proje ortaya koyamaz. Ancak fikirler ortaya atılır ve belki bunların arasında ele alınacak olanlar çıkabilir. Fransa’da yaşana banliyö isyanları ütopik seviyede de olsa herhangi bir düşünceye eklemlenmiş değildi. Trajik olan bu durumdur.
Soldaki arkadaşlarınız sizin gibi düşünüyorlar mı?
ABD’de hoşgörülü, liberal bir solculuk başat. Bu solculukta gerçek nosyonu bile totaliterlik olarak ele alınmakta sadece bireylerin kişisel öyküleri saygıdeğer kabul edilmekte. Felsefeci Richard Rorty’ye göre insanı betimleyen yalnızca acı çekme kapasitesi ve onu anlatabilme yetisidir. Böylesi erksiz ve duygusal bir sol bana hüzün veriyor.
9 Şubat 2008 Cumartesi
Muhalefet ölçer test / Raşit Gökçeli - Şubat 2008
Muhalefet ölçer test
Raşit Gökçeli
1. Son 15 gün içerisinde :
a)düzenli Cumhuriyet okudum
b)ulusal kanal izledim
c)yön radyosundaki Eyüp Muhçu söyleşilerini kaçırmadım
d)vallahi hepsini yaptım
2. Son 30 gün içerisinde :
a)Arkitera sitesini tıklatmadım
b)Mim – Dap sitesini internet tarayıcımın sık kullanılan bölümünden sildim
c1)sayın Behiç Ak'ın karikatürlerini “save” ettim
c2)Tan Oral’ın karikatürünü “delete “ettim
d)İki gözüm önüme aksın ki hepsini yaptım
3. Son 45 gün içerisinde :
a)Süha Özkan nam küreselleşme ajanının ANBA Diyalog toplantısına
smgm kredisi kazanmamayı göze alarak katılmadım
b)İstanbul Büyükkent Şubesi Genel Kurulu seçiminde “gereken hassasiyetlere” uygun bir biçimde oy kullandım
c)Cassandra ekspresinin son yük vagonundaki biletimi zamanında ayırtarak
nurlu ufuklara doğru yol almaya başladım
d)Günden gölgeye ulaşmak nasip olmasın ki hepsini yaptım
Yanıtlar:
3 adet (d) : siz mükemmel bir mimarlar odası üyesisisiniz.
Bu yıla ait 15 kredi smgm sicilinize işlendi sefanız olsun.
2 adet (d) : Ha gayret olacak. Şimdilik 10 kredi smgm ile iktifa edin.
Merak etmeyin sicilinize işlerler
1 adet (d) : Olmadı ama sizi teşvik etmek için şimdilik 5 adet smgm kredisi sizin olabilir.
0 adet (d) : Yoksa siz muhalif misiniz ? size şimdilik smgm kredisi yok. Önce ıslah olun.
Raşit Gökçeli : gayrı kabili ıslah plancı mimar.
17 Ocak 2008 Perşembe
SMGM Çalıştayı ile ilgili Görüşler
SMGM Çalıştayı ile ilgili Görüşler
Raşit Gökçeli
Ocak 2008
Bu not, TMMOB Mimarlar Odası Merkezi tarafından 9.Ocak 2008 tarihinde İstanbul’da yapılan SMGM Çalıştayı toplantısı ile ilgili önemli bulduğum hususları açıklamak üzere kaleme alınmıştır.
9 ocak 2008 tarihinde TMMOB Mimarlar Odası Merkezi tarafından toplanan SMGM Çalıştayı İstanbul Teknik Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdürmüştür.
SMGM’nin Dünya Ticaret Örgütü Onaylı Özelleştirilmesi
Çalıştayda SMGM Genel Sekreteri sayın Süleyman Mazlum tarafından sunulan raporlar içerisinde yer alan (Çalıştay dokümanı s. 14) “ Rapor / 05 haziran 2007, UIA / Sürekli Mesleki gelişim Programı Birleşik İzleme Komitesi (LOC) 2. Toplantısı, 31 mayıs 2007 / Londra ” başlıklı metinin ikinci paragrafında:
“Sabah oturumunda İspanya kesiminin kuracağı Şirket aracılığı ile UIA’nın sürekli mesleki gelişim alanında, sunacağı platfomun tanıtımı yapıldı. Genel olarak sistemin nasıl işleyeceği UIA Başkanı tarafından anlatıldı.”
Denilmektedir.
UIA içerisinde de henüz tartışma aşamasında olan bu önerinin dikkat çekici yanı eğitimin sadece tek bir kesim tarafından örgütlenmesi ve daha da önemlisi önerilen modelin özel bir şirket aracılığı ile tasarlanmasıdır.
Kısacası UİA SMGM gibi toplumsal yönü ağır basması gereken bir işlevi özelleştirmeyi önermektedir !
Bu kanıyı güçlendiren diğer bir husus gene sayın Süleyman Mazlum tarafından sunulan (Çalıştay dokümanı s. 17) “ Rapor / 17 Aralık 2007, CPD (Sürekli Mesleki Gelişim) Programı Yuvarlak masa toplantısı, Madrid, 12.12.2007 “ başlıklı metnin son paragrafının bir üstündeki paragrafta bulunan ve UİA Başkanının gelişmelerle ilgili sunduğu anlaşılan bilgiler içerisinde yer alan:
“ WTO (Dünya ticaret Örgütü)”nün, UİA’nın tanıdığı SMG sistemini kabul edeceğini anlattı”
biçimindeki alıntıdır.
Gene Çalıştay dokümanları arasında yer alan sayın Yücel Gürsel’in “SMGM Yapılanması – Oda Yapılanması İçindeki Durumu, Rolü ve Sorunları ”, başlıklı sunumunda: (Çalıştay dokümanı s.36)
“2. Bölge SMG çalışmalarına önem verilmeli, İspanya’nın öncülüğünde UİA’nın akredite ettiği SMG Şirketine ortak olunmalıdır.”
önerisi yer almaktadır.
İçinde bulunduğumuz küreselleşme ortamında neoliberalizmin temel kuruluşlarından biri olan Dünya Ticaret Örgütü’nün onayladığı bir SMGM sistemine toplumsal bir geçmişi bulunan ve hükümet dışı bir örgüt olma geleneğinden gelen TMMOB Mimarlar Odası’nın daha mesafeli ve kritik bir bakışının bulunması beklenir.
UİA’nın Dünya Ticaret Örgütü’nün desteğini alan ÖZEL bir ŞİRKET modeli içerisinde sunduğu SMGM modeli elbette derinliğine incelenmelidir.
Önerilen model, mesleğin tam ve mükemmel uygulanması, meslek erbabının nitelikli emeğinin güvencelere kavuşturulması, tüketicinin ve kamunun genel menfaatlerinin bu sistem içerisinde nasıl korunacağı açılarından eleştirel bir analize tabi tutulmalıdır.
Aksi halde TMMOB Mimarlar Odası’nın kendi toplumsal geçmişinden, hükümet dışı örgüt (STK değil) olma geleneğinden ayrıldığı izlenimi kamuoyunda uyanabilir.
SMGM bünyesi içerisinde verilen temel eğitimin ağırlıklı olarak mevzuat alanında yoğunlaşması
9 ocak 2008 tarihinde yapılan TMMOB Mimarlar Odası SMGM çalıştayının ilgi çekici bir yanı da verilen Mimarlık Temel Eğitimi ile ilgili tartışmalar olmuştur.
Özellikle sayın Ö. Fikret Oğuz’un sunuşu ile ilgili yapılan eleştiriler konunun stratejik anlamının çalıştay katılımcıları tarafından yeterince önemsenmediği kanısını uyandırmıştır.
SMGM’nin bence en önemli işlevlerinden biri meslek erbabının hizmetlerin sınır ötesi sunulması esnasında ortaya çıkacak rekabet ortamında meslek erbabını donanımlı kılmasıdır.
Mal ve hizmetlerin sınır ötesi dolaşımında uygulanan ve mod 1, 2, 3 ve 4’ e uyumlu bulunması beklenen mesleki ve sektörel yasal uygulamaların yarattığı yeni rekabet ortamında milli birimlerin (seksiyonların) üyelerini koruyabilmelerinin yollarından biri mevzuat uygulamalarıdır.
Bu durumda ülkemiz mimarları lehine elde edilecek derogasyon avantajlarının önemli bir bölümü mevzuat uygulamalarından kaynaklanacaktır.
İşte Mevzuat eğitiminin önemi de buradan kaynaklanmaktadır.
Sonuç olarak temel mimarlık eğitimi alanında yer alan mevzuat eğitimi azaltılmak bir yana güçlendirilmelidir.
Raşit Gökçeli
Ocak 2008
Bu not, TMMOB Mimarlar Odası Merkezi tarafından 9.Ocak 2008 tarihinde İstanbul’da yapılan SMGM Çalıştayı toplantısı ile ilgili önemli bulduğum hususları açıklamak üzere kaleme alınmıştır.
9 ocak 2008 tarihinde TMMOB Mimarlar Odası Merkezi tarafından toplanan SMGM Çalıştayı İstanbul Teknik Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdürmüştür.
SMGM’nin Dünya Ticaret Örgütü Onaylı Özelleştirilmesi
Çalıştayda SMGM Genel Sekreteri sayın Süleyman Mazlum tarafından sunulan raporlar içerisinde yer alan (Çalıştay dokümanı s. 14) “ Rapor / 05 haziran 2007, UIA / Sürekli Mesleki gelişim Programı Birleşik İzleme Komitesi (LOC) 2. Toplantısı, 31 mayıs 2007 / Londra ” başlıklı metinin ikinci paragrafında:
“Sabah oturumunda İspanya kesiminin kuracağı Şirket aracılığı ile UIA’nın sürekli mesleki gelişim alanında, sunacağı platfomun tanıtımı yapıldı. Genel olarak sistemin nasıl işleyeceği UIA Başkanı tarafından anlatıldı.”
Denilmektedir.
UIA içerisinde de henüz tartışma aşamasında olan bu önerinin dikkat çekici yanı eğitimin sadece tek bir kesim tarafından örgütlenmesi ve daha da önemlisi önerilen modelin özel bir şirket aracılığı ile tasarlanmasıdır.
Kısacası UİA SMGM gibi toplumsal yönü ağır basması gereken bir işlevi özelleştirmeyi önermektedir !
Bu kanıyı güçlendiren diğer bir husus gene sayın Süleyman Mazlum tarafından sunulan (Çalıştay dokümanı s. 17) “ Rapor / 17 Aralık 2007, CPD (Sürekli Mesleki Gelişim) Programı Yuvarlak masa toplantısı, Madrid, 12.12.2007 “ başlıklı metnin son paragrafının bir üstündeki paragrafta bulunan ve UİA Başkanının gelişmelerle ilgili sunduğu anlaşılan bilgiler içerisinde yer alan:
“ WTO (Dünya ticaret Örgütü)”nün, UİA’nın tanıdığı SMG sistemini kabul edeceğini anlattı”
biçimindeki alıntıdır.
Gene Çalıştay dokümanları arasında yer alan sayın Yücel Gürsel’in “SMGM Yapılanması – Oda Yapılanması İçindeki Durumu, Rolü ve Sorunları ”, başlıklı sunumunda: (Çalıştay dokümanı s.36)
“2. Bölge SMG çalışmalarına önem verilmeli, İspanya’nın öncülüğünde UİA’nın akredite ettiği SMG Şirketine ortak olunmalıdır.”
önerisi yer almaktadır.
İçinde bulunduğumuz küreselleşme ortamında neoliberalizmin temel kuruluşlarından biri olan Dünya Ticaret Örgütü’nün onayladığı bir SMGM sistemine toplumsal bir geçmişi bulunan ve hükümet dışı bir örgüt olma geleneğinden gelen TMMOB Mimarlar Odası’nın daha mesafeli ve kritik bir bakışının bulunması beklenir.
UİA’nın Dünya Ticaret Örgütü’nün desteğini alan ÖZEL bir ŞİRKET modeli içerisinde sunduğu SMGM modeli elbette derinliğine incelenmelidir.
Önerilen model, mesleğin tam ve mükemmel uygulanması, meslek erbabının nitelikli emeğinin güvencelere kavuşturulması, tüketicinin ve kamunun genel menfaatlerinin bu sistem içerisinde nasıl korunacağı açılarından eleştirel bir analize tabi tutulmalıdır.
Aksi halde TMMOB Mimarlar Odası’nın kendi toplumsal geçmişinden, hükümet dışı örgüt (STK değil) olma geleneğinden ayrıldığı izlenimi kamuoyunda uyanabilir.
SMGM bünyesi içerisinde verilen temel eğitimin ağırlıklı olarak mevzuat alanında yoğunlaşması
9 ocak 2008 tarihinde yapılan TMMOB Mimarlar Odası SMGM çalıştayının ilgi çekici bir yanı da verilen Mimarlık Temel Eğitimi ile ilgili tartışmalar olmuştur.
Özellikle sayın Ö. Fikret Oğuz’un sunuşu ile ilgili yapılan eleştiriler konunun stratejik anlamının çalıştay katılımcıları tarafından yeterince önemsenmediği kanısını uyandırmıştır.
SMGM’nin bence en önemli işlevlerinden biri meslek erbabının hizmetlerin sınır ötesi sunulması esnasında ortaya çıkacak rekabet ortamında meslek erbabını donanımlı kılmasıdır.
Mal ve hizmetlerin sınır ötesi dolaşımında uygulanan ve mod 1, 2, 3 ve 4’ e uyumlu bulunması beklenen mesleki ve sektörel yasal uygulamaların yarattığı yeni rekabet ortamında milli birimlerin (seksiyonların) üyelerini koruyabilmelerinin yollarından biri mevzuat uygulamalarıdır.
Bu durumda ülkemiz mimarları lehine elde edilecek derogasyon avantajlarının önemli bir bölümü mevzuat uygulamalarından kaynaklanacaktır.
İşte Mevzuat eğitiminin önemi de buradan kaynaklanmaktadır.
Sonuç olarak temel mimarlık eğitimi alanında yer alan mevzuat eğitimi azaltılmak bir yana güçlendirilmelidir.
3 Ocak 2008 Perşembe
Siyasetin üstyapi kurumu olarak iflası
Siyasetin üstyapi kurumu olarak iflası
Bir yazışma
Raşit Gökçeli
Ocak 2008
Sevgili Ahmet Tan,
Post modern dunyada siyasi partiler -oteki ustyapi kurumlari misali- giderek islevsizlesmekte.
Ama "hirsizin buında hic mi sucu yok ?"
Once 1960 da ocak bucak orgutlenmesini kaldirdik. Sanki sui misal / kotu ornek (vatan cephesi) kriter olusturumuscasina;
ardindan 1971 ;
ardindan 1980 ;
askeri darbeleri ni yasadi Turkiye...
demokrasinin "grass root" / taban ile iliskisini tumden "tabu" ve tu kaka durumuna dusurduk.
Sonucta demokrasinin ham maddesi olan normal, ozellikle de katilimci "vatandasi",
"sistemin disina ittik".
Oysa ayni sure icerisinde tarikat temelli toplumsal orgutlenme basini aldi gitti.
Siyasi partilerimiz hic olmazsa "on secim" aracini samimi olarak kullanabilse idi ;
Genel kurullarinda "temsili" nisbi secim enstrumanlarini kullanabilse idi ??? ;
Acaba her sey icin artik gec mi kalindi ?
Kuresellesme kriz icine girer iken,
Dunyada uc teknolojilere agirlik veren yeni bir keynescilik ; ATTAC tipi, dunya sosyal forumu tipi muhalefet hareketleri, "fikri tanklar" biciminde gelisirken;
Bizim siyasilerimiz cepten yemekteler.
Ama artik cep delik cepken delik...
Yarin aksam Ankara da olacagim cumartesi bir toplantidayim pazar pazartesi belki bulusabiliriz.
Daima sevgi ile,
rasit gokceli
02.01.2008 tarihinde Ahmet Tan yazmış:
sayın ve sevgili kardeşcağızım...
en can alıcı nokta da orası...
oradan da vurduğun için...
mesele divan'a kalıyor...
artık o divanda yüzü koyun mu yan mı yatılır orası üste çıkacak olana kalıyor...
atalarımızın bilmem ne yapılmış bilmem neyin davası görülmez atasözü de ortadayken...
abesle iştigale en azından şahsen son vermek en iyisi..
gıyabi ve sanal alemden vicahi ve hakiki alemde de görüşmek dileğim her dem taze ..
ama kısmetimiz bağlanmış durumda galiba....
tekrar sevgi ve muhabbetle ..
ahmet- ankara
Sevgili Ahmet Tan
Seçim sürecinde ve bilgisayarda her turlu manipulasyon teorik olarak yapilabilir.
Ancak bence konu bu degil !
Eger CHP ve MHP basta olmak uzere secime giren partiler
180 bin sandiga musahit gonderememis ise
ve
sandiklardan gelen sonuclari kendi musahitleri ve YSK olarak
zamaninda yani yasal itiraz suresi icerisinde capraz "cross" karsilastiramamislar ise
bunlar zaten muhalefet partileri degildir !!!
isini yapmayip sonradan aglasmanin da manasi yoktur...
sevgi ile
rasit gokceli
ilk ileti soyle idi :
kardeşim raşit,
yeni yılın ailecek sağlıklı mutlu ve huzurlu geçmesini diliyorum...
bir de şu maile bakıver...
bu bilgisayarın hele de hilekarlığının dilinden anlayan arkadaşın falan varsa onlara da bir iletiver...
öne sürülenler makul görünüyor.. ama dedim ya hilenin hele de bilgisayardaki hilenin dilini çözmek uzman işi..
sevgi ve muhabbetler..
ahmet tan
rom: mehmetnuri yildirim < mehmetnuri.yildirim@gmail.com> Date: 02.Oca.2008 19:32Subject: Re: DOGRU OLABILIR MI... KORKUNC BIR IDDIA!..To: mehmet bugra sofuoglu < bugrasof@yahoo.com>
BU BANA 3-4 KSIDEN DE GELDI
EGER DOGRU OLSA CHP VE MHP NINMILLETI AYAGA KALDIRMASI GEREKIRDI
SEVGILER
NURI
2008/1/2, mehmet bugra sofuoglu <bugrasof@yahoo.com>:
Merhaba Nuri Agabey,
Boyle bir seye ihtimal veremiyorum da, siz de bir bakiniz dedim. Bilvesile, iyi, saglikli, mutlu yillar dilerim.
Saygilarimla,
Bugra
22 TEMMUZ SECIMLERININ SONUCLARI BILGISAYARDA
NASIL DEGISTIRILDI MUTLAKA OKUYUNUZ !!
Ayni oran Turkiye geneline uygulandýgýnda :
AKP'nin gercek milletvekili sayisi 190,
CHP'nin 190 ve
MHP'nin ise 150 olacakti.
22 Temmuz sonuclarini AKP'nin ve Erdogan'in kendisi de beklemiyordu cunku bu secim sonuclarini
degistirme sahtekarligi onlardan habersiz yapildi, sadece halk ve AKP bu secim sonucuna Tarhan Erdem'in sozde anket sonuclariyla psikolojik olarak hazirlandi.
Turkiye genelinde Turkiye toplaminin %25 oylari secimin bitmesinin ilk bir saatinde merkez bilgisayari uzerinden tamamen AKP'ye aktarildi ve AKP secime %25 oyla baslarken digerleri sifir oyla basladi ve sonra normal dagilima birakildi.
Bu yuzden AKP'nin gercek oylari %47 degil % 22-%28' arasindadir.
Bunun en buyuk kaniti da benim ve birkac arkadasimin inceledigi tum YSK sonuclarinda hicbir sandikta AKP oyunun %25 altina dusmemesidir.
Yani Turkiye'nin her sandik bolgesinde dort kisiden en az birinin AKP'ye oy vermesi mumkunmudur?
Ozellikle Cankaya'da, Alsancakta ve diger tum Ataturkcu ve milliyetci sandik bolgelerinde ve sehirlerinde,
kasabalarinda, semtlerinde, koylerinde.. HAYIR mantik olarak kesinlikle mumkun degildir.
Secimden emperyalist guclerin istedigi sonuclar cikti, Turkiye'nin verdigi oylar degil !
SECIM SONUCLARI NASIL DEGISTIRILDI?
Secim sonuclarinin hizli bir sekilde duyurulmus olmasi 22 Temmuz secimlerinin sonuclarina golge dusurmek icin yeterli mi? Ya da YSK'nin bu secime kismi bir bilgisayar sistemi ile girmis olmasi?
Bizce yeterli. Ozellikle gizli servislerin dunyada bircok secime mudahele ettigi gercegini gozonune alirsak ve bazi guclere gore bazi ulkelerin kaderini insanlarinin demokrasi kandirmacasi altinda attiklari
oylarinin secim sonucunu hakli olarak degistirebilmesinde n haksiz olarak degistirmek daha akillica ve daha onemli ise ve o ulke diger buyuk bir ulkenin planlarinin bas aktoru olarak yeraliyorsa sadece
ve sadece bu nedenden dolayi bile yeterlidir.
Iste biz yukarida saydigimiz bu olasiliklari inceleyip su sonuca vardik. Gizli servislerin secimleri etkilemeleri 1948 Italya secimleriyle basladi, daha sonra Turkiye'de 1954 yilinda Menderes'le devam etti ve bircok ulkede yapilan ve yapilmaya calisilanlardan sonra bugunlere gelindi. Bugun secimlerin sonuclari degistirmek bilgisayar ortaminda daha kolaydir. Turkiye'deki secimde hilenin nasil yapildigini su anda son asamasinda inceledik ve secim gecesinde tahmin ettigimiz gibi hile yapildigi olasiligi cok yuksektir ve bazilarinin disinda bu mudahale yapilirken kimsenin ruhu da ne yazikki duymadi, hatta AKP'liler de hilenin nasil oldugunu
bilmedikleri icin secimde basarili olduklarini zannettiler.
Su anda secim sandik sonuclarinin cogunlugunu tek tek kontrol ettik ve yuzdelerini dikkatle inceledik, bulgular tam tahmin ettigimiz gibi, sonuclar bilgisayarda saat 5:30'da ilk secim soncularinin gelmeye
basladigi zaman il il degistirildi, AKP secime %25 fazla oyla basladi, elimizde tum sandik sonuclarinin imzali belgeleri olsa yapilan hile hemen gorulebilir.
Su ana kadar gordugumuz durum AKP'nin hicbir sandikta %25 altina dusmemesidir.
Her sandiktan en az %25 AKP'ye oy cikmasi mumkunmudur? Hayir cunku cok partili demokrasilerde her bolgeden ayni sekilde oy cikmasi matematiksel olarak milyonda bir olasiliktir ve mantiksal olarak mumkun degildir. Peki bu %25'e tekabul eden yaklasik 7- 8 milyon oy nereden ortaya cikmistir? Nufus kutukleriyle secmen kutukleri arasindaki 7 milyon farktanmi; yani muhalefet oylarinin bir kisminin yok edilmesindenmi? Yoksa diger partilerin oylarinin secimin ilk bir saatinde sifirlanip AKP'ye aktarilmasi ve secimin diger partiler %0 ile baslarken AKP'nin %25 ile baslamasi mi? Her ikisi de mumkun. Fakat bir gercek var ki kesinlikle gozardi edilemez.
Secimin ilerleyen saatlerinde oylari dusen bir partinin(AKP) %25 ile baslayip secimi kaybetmesi imkansizdir. Iste hile de buradadir !
Hilenin sekli: Bizim basindan beri tahmin ettigimiz bu sekil sandik secim sonuclariyla bu iddiamizi tamamen guclendirdi.
Secim sonuclari YSK merkez bilgisayarindan, Cihan(Fetullah' in) Haber ajansi aksam 6 dan sonra
ilk secim sonuclarini aciklamadan once, ilk secim sonuclarinin gelmeye basladigi saat 5:30 civarinda
15-20 dakika bir gorevli tarafindan degistirildi veya hack edildi ve AKP %25 oyla secim yarisina baslarken digerleri de % 0 oyla basladi ve saat 6:00-6:30 arasi o ana kadar alinan sonuclarin
Turkiye'nin %50 'si oldugu ilan edildi, bu ayarlamadan sonra AKP'nin oylari dusse de digerlerinin yukselse de AKP'nin secimi kaybetme ihtimali yoktu ve plan AKP'nin en az 367 milletvekili cikaracak kadar yani Turkiye'nin en az %50 oyunu alabilecek sekilde yapildi, oysaki ileriki saatlerde sonuclar aciklandigindan
mudahale yapilamadý ve bu yuzden AKP'nin oylari dusmeye ve CHP, MHP'nin oylari yukselmeye basladi, GP ve DP'nin oylari da sifirdan basladigindan oylari yukselse bile %10 barajini asma olanaklari yoktu. Mantiki ve matematiksel olarak secim sonuclarinda ilk bir saatte Turkiye'nin %50 oyunu almayi basarmis bir parti diger yuzde ellilik oylar da okunduktan sonra daha da yukselmesi gerekmektedir. Fakat oyle olmadi, merkez bilgisayari sonuclarina ilk bir saatte mudahale secimin sonucunu AKP lehine tamamen degistirdi.
Dikkat ettiyseniz websitesindeki secim sonuclarindaki pdf. dosyali dokumanlar excel veya access programindan cikma, yani ana dokumanda yapacaginiz bir degisiklik otomatikman diger tum il ve sandik sonuclarini degistirebilir, sandik secim sonuclari fotokopi(scan) yoluyla pdf dosya programi yapilmamis bu da suphelerimizi tamamen dogruluyor.
Bakiniz Izmir'de AKP'nin CHP ile ayni sayida oy alip 5 er milletvekileri cikarmalari olanaksizdi fakat ilk bir saatte mudahaleden dolayi AKP'nin (%25 + gercek deger) olarak degistirilen oylari mudahale sonrasi normal oylarin gelmesiyle %30'a kadar geriledi.
Yani tum Turkiye sonuclarina mudahele olmasa AKP'nin gercek oylari gercekte %22+%6 veya %8=%28 veya %30 civarinda olacakti.
CHP ve MHP ve diger partilerin oylari gercekte ortalamada birbucuk katlarina yakindi.
CHP ozellikle Izmir'de 1 milyon secmen uzerinden oylarin %60'ini alip 5 milletvekili yerine 8-9
milletvekili cikaracakti ve AKP'nin Izmirdeki toplam oy orani %13 olarak cikacakti.
Ayni orani Turkiye'ye uygularsak AKP'nin gercek
milletvekili sayisi 190, CHP'nin 190 ve MHP'nin ise 150 olacakti.
Artik eskisi gibi sandiklarda hile yapmaya gerek yok, basit bir bilgisayar mudahalesi bir ulkenin kaderini iste boyle cizebiliyor.
Bu konuda tek izlenecek yol; Anayasa mahkemesinin huzurunda tum imzalari kontrol edilmis sandik secmen kagitlarindaki secmen sayilarinin ve sandik secim sonuclarinin YSK elektronik kayitlariyla
tek tek karsilastirilmasi,
YSK bunu yapabilir fakat yapmiyor(hatta sandik dokumanlarinin aralarindan 100 adedini secip fotokopya yoluyla ellerindeki elektronik dokumanlarla birlikte websitesine koyabilir ve karsilastirma bu sekilde yapilabilir fakat bunu yapmiyorlar ve sandik sonuclarini elektronik dokuman halinde websitesine koyuyorlar, koymalari gereken fotokopya dosyasi(pdf) halinde imzalarla birlikte gercek sandik dokumanlaridir elektronik dokumanlar degil),
Endiselendigimiz nokta yakinda birileri bu isin uzerine gidebilir ve gercek ortaya cikar diye merkeze getirilen sandik resmi belgelerini elektronik kopyalari var mazaretiyle imha yoluna bile gidebilirler.
Bir yazışma
Raşit Gökçeli
Ocak 2008
Sevgili Ahmet Tan,
Post modern dunyada siyasi partiler -oteki ustyapi kurumlari misali- giderek islevsizlesmekte.
Ama "hirsizin buında hic mi sucu yok ?"
Once 1960 da ocak bucak orgutlenmesini kaldirdik. Sanki sui misal / kotu ornek (vatan cephesi) kriter olusturumuscasina;
ardindan 1971 ;
ardindan 1980 ;
askeri darbeleri ni yasadi Turkiye...
demokrasinin "grass root" / taban ile iliskisini tumden "tabu" ve tu kaka durumuna dusurduk.
Sonucta demokrasinin ham maddesi olan normal, ozellikle de katilimci "vatandasi",
"sistemin disina ittik".
Oysa ayni sure icerisinde tarikat temelli toplumsal orgutlenme basini aldi gitti.
Siyasi partilerimiz hic olmazsa "on secim" aracini samimi olarak kullanabilse idi ;
Genel kurullarinda "temsili" nisbi secim enstrumanlarini kullanabilse idi ??? ;
Acaba her sey icin artik gec mi kalindi ?
Kuresellesme kriz icine girer iken,
Dunyada uc teknolojilere agirlik veren yeni bir keynescilik ; ATTAC tipi, dunya sosyal forumu tipi muhalefet hareketleri, "fikri tanklar" biciminde gelisirken;
Bizim siyasilerimiz cepten yemekteler.
Ama artik cep delik cepken delik...
Yarin aksam Ankara da olacagim cumartesi bir toplantidayim pazar pazartesi belki bulusabiliriz.
Daima sevgi ile,
rasit gokceli
02.01.2008 tarihinde Ahmet Tan
sayın ve sevgili kardeşcağızım...
en can alıcı nokta da orası...
oradan da vurduğun için...
mesele divan'a kalıyor...
artık o divanda yüzü koyun mu yan mı yatılır orası üste çıkacak olana kalıyor...
atalarımızın bilmem ne yapılmış bilmem neyin davası görülmez atasözü de ortadayken...
abesle iştigale en azından şahsen son vermek en iyisi..
gıyabi ve sanal alemden vicahi ve hakiki alemde de görüşmek dileğim her dem taze ..
ama kısmetimiz bağlanmış durumda galiba....
tekrar sevgi ve muhabbetle ..
ahmet- ankara
Sevgili Ahmet Tan
Seçim sürecinde ve bilgisayarda her turlu manipulasyon teorik olarak yapilabilir.
Ancak bence konu bu degil !
Eger CHP ve MHP basta olmak uzere secime giren partiler
180 bin sandiga musahit gonderememis ise
ve
sandiklardan gelen sonuclari kendi musahitleri ve YSK olarak
zamaninda yani yasal itiraz suresi icerisinde capraz "cross" karsilastiramamislar ise
bunlar zaten muhalefet partileri degildir !!!
isini yapmayip sonradan aglasmanin da manasi yoktur...
sevgi ile
rasit gokceli
ilk ileti soyle idi :
kardeşim raşit,
yeni yılın ailecek sağlıklı mutlu ve huzurlu geçmesini diliyorum...
bir de şu maile bakıver...
bu bilgisayarın hele de hilekarlığının dilinden anlayan arkadaşın falan varsa onlara da bir iletiver...
öne sürülenler makul görünüyor.. ama dedim ya hilenin hele de bilgisayardaki hilenin dilini çözmek uzman işi..
sevgi ve muhabbetler..
ahmet tan
rom: mehmetnuri yildirim < mehmetnuri.yildirim@gmail.com> Date: 02.Oca.2008 19:32Subject: Re: DOGRU OLABILIR MI... KORKUNC BIR IDDIA!..To: mehmet bugra sofuoglu < bugrasof@yahoo.com>
BU BANA 3-4 KSIDEN DE GELDI
EGER DOGRU OLSA CHP VE MHP NINMILLETI AYAGA KALDIRMASI GEREKIRDI
SEVGILER
NURI
2008/1/2, mehmet bugra sofuoglu <bugrasof@yahoo.com>:
Merhaba Nuri Agabey,
Boyle bir seye ihtimal veremiyorum da, siz de bir bakiniz dedim. Bilvesile, iyi, saglikli, mutlu yillar dilerim.
Saygilarimla,
Bugra
22 TEMMUZ SECIMLERININ SONUCLARI BILGISAYARDA
NASIL DEGISTIRILDI MUTLAKA OKUYUNUZ !!
Ayni oran Turkiye geneline uygulandýgýnda :
AKP'nin gercek milletvekili sayisi 190,
CHP'nin 190 ve
MHP'nin ise 150 olacakti.
22 Temmuz sonuclarini AKP'nin ve Erdogan'in kendisi de beklemiyordu cunku bu secim sonuclarini
degistirme sahtekarligi onlardan habersiz yapildi, sadece halk ve AKP bu secim sonucuna Tarhan Erdem'in sozde anket sonuclariyla psikolojik olarak hazirlandi.
Turkiye genelinde Turkiye toplaminin %25 oylari secimin bitmesinin ilk bir saatinde merkez bilgisayari uzerinden tamamen AKP'ye aktarildi ve AKP secime %25 oyla baslarken digerleri sifir oyla basladi ve sonra normal dagilima birakildi.
Bu yuzden AKP'nin gercek oylari %47 degil % 22-%28' arasindadir.
Bunun en buyuk kaniti da benim ve birkac arkadasimin inceledigi tum YSK sonuclarinda hicbir sandikta AKP oyunun %25 altina dusmemesidir.
Yani Turkiye'nin her sandik bolgesinde dort kisiden en az birinin AKP'ye oy vermesi mumkunmudur?
Ozellikle Cankaya'da, Alsancakta ve diger tum Ataturkcu ve milliyetci sandik bolgelerinde ve sehirlerinde,
kasabalarinda, semtlerinde, koylerinde.. HAYIR mantik olarak kesinlikle mumkun degildir.
Secimden emperyalist guclerin istedigi sonuclar cikti, Turkiye'nin verdigi oylar degil !
SECIM SONUCLARI NASIL DEGISTIRILDI?
Secim sonuclarinin hizli bir sekilde duyurulmus olmasi 22 Temmuz secimlerinin sonuclarina golge dusurmek icin yeterli mi? Ya da YSK'nin bu secime kismi bir bilgisayar sistemi ile girmis olmasi?
Bizce yeterli. Ozellikle gizli servislerin dunyada bircok secime mudahele ettigi gercegini gozonune alirsak ve bazi guclere gore bazi ulkelerin kaderini insanlarinin demokrasi kandirmacasi altinda attiklari
oylarinin secim sonucunu hakli olarak degistirebilmesinde n haksiz olarak degistirmek daha akillica ve daha onemli ise ve o ulke diger buyuk bir ulkenin planlarinin bas aktoru olarak yeraliyorsa sadece
ve sadece bu nedenden dolayi bile yeterlidir.
Iste biz yukarida saydigimiz bu olasiliklari inceleyip su sonuca vardik. Gizli servislerin secimleri etkilemeleri 1948 Italya secimleriyle basladi, daha sonra Turkiye'de 1954 yilinda Menderes'le devam etti ve bircok ulkede yapilan ve yapilmaya calisilanlardan sonra bugunlere gelindi. Bugun secimlerin sonuclari degistirmek bilgisayar ortaminda daha kolaydir. Turkiye'deki secimde hilenin nasil yapildigini su anda son asamasinda inceledik ve secim gecesinde tahmin ettigimiz gibi hile yapildigi olasiligi cok yuksektir ve bazilarinin disinda bu mudahale yapilirken kimsenin ruhu da ne yazikki duymadi, hatta AKP'liler de hilenin nasil oldugunu
bilmedikleri icin secimde basarili olduklarini zannettiler.
Su anda secim sandik sonuclarinin cogunlugunu tek tek kontrol ettik ve yuzdelerini dikkatle inceledik, bulgular tam tahmin ettigimiz gibi, sonuclar bilgisayarda saat 5:30'da ilk secim soncularinin gelmeye
basladigi zaman il il degistirildi, AKP secime %25 fazla oyla basladi, elimizde tum sandik sonuclarinin imzali belgeleri olsa yapilan hile hemen gorulebilir.
Su ana kadar gordugumuz durum AKP'nin hicbir sandikta %25 altina dusmemesidir.
Her sandiktan en az %25 AKP'ye oy cikmasi mumkunmudur? Hayir cunku cok partili demokrasilerde her bolgeden ayni sekilde oy cikmasi matematiksel olarak milyonda bir olasiliktir ve mantiksal olarak mumkun degildir. Peki bu %25'e tekabul eden yaklasik 7- 8 milyon oy nereden ortaya cikmistir? Nufus kutukleriyle secmen kutukleri arasindaki 7 milyon farktanmi; yani muhalefet oylarinin bir kisminin yok edilmesindenmi? Yoksa diger partilerin oylarinin secimin ilk bir saatinde sifirlanip AKP'ye aktarilmasi ve secimin diger partiler %0 ile baslarken AKP'nin %25 ile baslamasi mi? Her ikisi de mumkun. Fakat bir gercek var ki kesinlikle gozardi edilemez.
Secimin ilerleyen saatlerinde oylari dusen bir partinin(AKP) %25 ile baslayip secimi kaybetmesi imkansizdir. Iste hile de buradadir !
Hilenin sekli: Bizim basindan beri tahmin ettigimiz bu sekil sandik secim sonuclariyla bu iddiamizi tamamen guclendirdi.
Secim sonuclari YSK merkez bilgisayarindan, Cihan(Fetullah' in) Haber ajansi aksam 6 dan sonra
ilk secim sonuclarini aciklamadan once, ilk secim sonuclarinin gelmeye basladigi saat 5:30 civarinda
15-20 dakika bir gorevli tarafindan degistirildi veya hack edildi ve AKP %25 oyla secim yarisina baslarken digerleri de % 0 oyla basladi ve saat 6:00-6:30 arasi o ana kadar alinan sonuclarin
Turkiye'nin %50 'si oldugu ilan edildi, bu ayarlamadan sonra AKP'nin oylari dusse de digerlerinin yukselse de AKP'nin secimi kaybetme ihtimali yoktu ve plan AKP'nin en az 367 milletvekili cikaracak kadar yani Turkiye'nin en az %50 oyunu alabilecek sekilde yapildi, oysaki ileriki saatlerde sonuclar aciklandigindan
mudahale yapilamadý ve bu yuzden AKP'nin oylari dusmeye ve CHP, MHP'nin oylari yukselmeye basladi, GP ve DP'nin oylari da sifirdan basladigindan oylari yukselse bile %10 barajini asma olanaklari yoktu. Mantiki ve matematiksel olarak secim sonuclarinda ilk bir saatte Turkiye'nin %50 oyunu almayi basarmis bir parti diger yuzde ellilik oylar da okunduktan sonra daha da yukselmesi gerekmektedir. Fakat oyle olmadi, merkez bilgisayari sonuclarina ilk bir saatte mudahale secimin sonucunu AKP lehine tamamen degistirdi.
Dikkat ettiyseniz websitesindeki secim sonuclarindaki pdf. dosyali dokumanlar excel veya access programindan cikma, yani ana dokumanda yapacaginiz bir degisiklik otomatikman diger tum il ve sandik sonuclarini degistirebilir, sandik secim sonuclari fotokopi(scan) yoluyla pdf dosya programi yapilmamis bu da suphelerimizi tamamen dogruluyor.
Bakiniz Izmir'de AKP'nin CHP ile ayni sayida oy alip 5 er milletvekileri cikarmalari olanaksizdi fakat ilk bir saatte mudahaleden dolayi AKP'nin (%25 + gercek deger) olarak degistirilen oylari mudahale sonrasi normal oylarin gelmesiyle %30'a kadar geriledi.
Yani tum Turkiye sonuclarina mudahele olmasa AKP'nin gercek oylari gercekte %22+%6 veya %8=%28 veya %30 civarinda olacakti.
CHP ve MHP ve diger partilerin oylari gercekte ortalamada birbucuk katlarina yakindi.
CHP ozellikle Izmir'de 1 milyon secmen uzerinden oylarin %60'ini alip 5 milletvekili yerine 8-9
milletvekili cikaracakti ve AKP'nin Izmirdeki toplam oy orani %13 olarak cikacakti.
Ayni orani Turkiye'ye uygularsak AKP'nin gercek
milletvekili sayisi 190, CHP'nin 190 ve MHP'nin ise 150 olacakti.
Artik eskisi gibi sandiklarda hile yapmaya gerek yok, basit bir bilgisayar mudahalesi bir ulkenin kaderini iste boyle cizebiliyor.
Bu konuda tek izlenecek yol; Anayasa mahkemesinin huzurunda tum imzalari kontrol edilmis sandik secmen kagitlarindaki secmen sayilarinin ve sandik secim sonuclarinin YSK elektronik kayitlariyla
tek tek karsilastirilmasi,
YSK bunu yapabilir fakat yapmiyor(hatta sandik dokumanlarinin aralarindan 100 adedini secip fotokopya yoluyla ellerindeki elektronik dokumanlarla birlikte websitesine koyabilir ve karsilastirma bu sekilde yapilabilir fakat bunu yapmiyorlar ve sandik sonuclarini elektronik dokuman halinde websitesine koyuyorlar, koymalari gereken fotokopya dosyasi(pdf) halinde imzalarla birlikte gercek sandik dokumanlaridir elektronik dokumanlar degil),
Endiselendigimiz nokta yakinda birileri bu isin uzerine gidebilir ve gercek ortaya cikar diye merkeze getirilen sandik resmi belgelerini elektronik kopyalari var mazaretiyle imha yoluna bile gidebilirler.
26 Aralık 2007 Çarşamba
Nitelikli Emeğin Fetişleştirilmesi / Sürekli Mesleki Eğitim
Nitelikli Emeğin Fetişleştirilmesi / Sürekli Mesleki Eğitim
(DİMP – DEMİMAR / Yeni Çalışma Dönemi İçin Öngörüler 1)
Raşit Gökçeli
Aralık 2007
Nitelikli Emek Fetişizmi ve Sürekli Mesleki Eğitim
Sürekli Mesleki Eğitim, özellikle ABD’de uygulandığı biçimi ile mesleğin tam ve kusursuz uygulanmasını amaçlamaktan çok ortaya çıkan mesleki ürünün pazardaki değerini maksimize etmeyi öngörmektedir.
Oysa Sürekli Mesleki Eğitim (SME), Sürekli Mesleki Gelişim (SMG), Yaşam Boyu Eğitim kavramları, uygulamaları temelinde insan emeğinin daha fazla sosyalleşmesi emekçinin / emeğin daha etkili daha yetkin bir donanıma kavuşturulması sosyal amacını taşımaktadır. En azından SMG ile ilgili kaynakların öne sürdükleri temel amaçlar bu doğrultudadır.
Ancak uygulamada ABD’de yapılan SMG’lerin önemli bir bölümü malzeme tanıtımlarını içermektedir.
Mimarlar bir bakıma birer malzeme temsilcisi durumuna düşmektedirler.
Nitelikli emek bu hali ile bir yandan ortaya çıkan ürünün pazar değerinin maksimizasyonu ile doğrudan ilişkili hale gelerek onun işlevsel bir fonksiyonu durumuna düşmektedir.
SMG bir yandan ürünün Pazar değerini maksimize etmekte, bir yandan da bu maksimizasyon: nitelikli emeğin (mimarın) SMG bilgisi (!) – burada doğru malzeme seçimi- aracılığı ile Pazar değerinin maksimize edilmesini sağlama işlevini görmektedir !
Nitelikli emek (çalışma gücü) söz konusu örnekte Marks’ın söz ettiği anlamda bir fetişizme uğramakta dolaşım sürecinde pazar değeri kazanan bir sermaye olarak ele alınmasını gündeme getirmektedir.
SMG bir bakıma bir sermaye değeri olarak fetişleştirilen emeği maksimize etmeyi sağlayan bir mekanizma haline gelmektedir.
Malzeme tanıtımları, nitelikli emeğin ve ortaya konan ürünün mal - para boyutuna indirgenmesi ile bu olguya bir örnek oluşturmaktadır.
SMG’in mesleki sorumluluk sigortası ile de kurulmuş ilişki biçimleri aynı fetişleşme sürecine hizmet eder niteliktedir.
SMG ile mesleki sorumluluk sigortası ABD uygulamalarında yakın bir ilişki kalıbı içerisindedir. SMG içerisinde mesleki sorumluluk sigortası branş olarak yer almakta, mesleki sorumluluk sigortası da nitelikli emeğin ve ortaya çıkan ürünün (yapı) pazar değerinin oluşmasında bir iktisadi faktör olarak yer almaktadır.
Oysa bu fetişleşme emek merkezli politikalar yürüten bir Meslek Odasının eleştirel bir gözle irdelemesi gereken bir olgudur.
El çaka yer çaka
Niteliksiz malzeme tanıtımları ile payandalandırılan SMG bir yandan mimarları üretici firmaların reprezantanı, satış temsilcisi durumunda düşürmekte bir yandan da bu malzeme tanıtımlarını tertip eden meslek odası, firmalardan tanıtım ücreti almaktadır. (SMG kredileri peşindeki meslektaşlar ister istemez kalabalık bir izleyici kitlesi oluşturdukları için). Oda böylelikle, üyelerden SMG katilim ücreti, firmalardan da tanıtım ücreti alarak, el çaka yer çaka bütçesini beslemektedir. (çifte kadayıf).
SMG’in malzeme tanıtımları ağırlıklı yapısı nasıl ıslah edilebilir?
SMG, nitelikli emeği, sermayenin bir unsurunu olarak, ortaya çıkan ürün (yapı) nın Pazar değerinin maksimize edilmesi ve bu yönü ile mal-para fetişizminin bir unsuru olmaktan nasıl kurtarılabilir?
Gerçekte neoliberalizmin, esnek üretim, deregülasyon, delokaliazsyon ve OPA denilen vahşi finans (hedge) fonların şirket satınalma operasyonlarının mağduru olan nitelikli emek, bilinçsiz SMG uygulamaları ile büsbütün eğretileşmekte mal-para fetişizmi ise sadece sermayedara hizmet etmektedir.
SMG uygulaması içerisinde ABD’de nicelikli bir yer tutan ve giderek ülkemizdeki uygulamada da benzer biçimde yaygınlaşan uygulama emekten yana programlarla dengelenmelidir.
Bu amaçla ilk akla gelen yapı sektöründeki malzeme üreticisi firmaların kapsamlı ve bütüncül bir analize tabi tutulmalarıdır.
Meslek Odası “Corporate Watch” tipinde bir izleme mekanizması kurarak ülkedeki belli başlı yapı malzemeleri firmalarını izlemeye almalıdır.
Bu amaçla hem ülke içerisindeki tüketici örgütlenmeleri hem de dünyadaki benzer (Corporate Watch) tipindeki örgütlenmeler ile organik işbirliğine gidilmelidir.
(DİMP – DEMİMAR / Yeni Çalışma Dönemi İçin Öngörüler 1)
Raşit Gökçeli
Aralık 2007
Nitelikli Emek Fetişizmi ve Sürekli Mesleki Eğitim
Sürekli Mesleki Eğitim, özellikle ABD’de uygulandığı biçimi ile mesleğin tam ve kusursuz uygulanmasını amaçlamaktan çok ortaya çıkan mesleki ürünün pazardaki değerini maksimize etmeyi öngörmektedir.
Oysa Sürekli Mesleki Eğitim (SME), Sürekli Mesleki Gelişim (SMG), Yaşam Boyu Eğitim kavramları, uygulamaları temelinde insan emeğinin daha fazla sosyalleşmesi emekçinin / emeğin daha etkili daha yetkin bir donanıma kavuşturulması sosyal amacını taşımaktadır. En azından SMG ile ilgili kaynakların öne sürdükleri temel amaçlar bu doğrultudadır.
Ancak uygulamada ABD’de yapılan SMG’lerin önemli bir bölümü malzeme tanıtımlarını içermektedir.
Mimarlar bir bakıma birer malzeme temsilcisi durumuna düşmektedirler.
Nitelikli emek bu hali ile bir yandan ortaya çıkan ürünün pazar değerinin maksimizasyonu ile doğrudan ilişkili hale gelerek onun işlevsel bir fonksiyonu durumuna düşmektedir.
SMG bir yandan ürünün Pazar değerini maksimize etmekte, bir yandan da bu maksimizasyon: nitelikli emeğin (mimarın) SMG bilgisi (!) – burada doğru malzeme seçimi- aracılığı ile Pazar değerinin maksimize edilmesini sağlama işlevini görmektedir !
Nitelikli emek (çalışma gücü) söz konusu örnekte Marks’ın söz ettiği anlamda bir fetişizme uğramakta dolaşım sürecinde pazar değeri kazanan bir sermaye olarak ele alınmasını gündeme getirmektedir.
SMG bir bakıma bir sermaye değeri olarak fetişleştirilen emeği maksimize etmeyi sağlayan bir mekanizma haline gelmektedir.
Malzeme tanıtımları, nitelikli emeğin ve ortaya konan ürünün mal - para boyutuna indirgenmesi ile bu olguya bir örnek oluşturmaktadır.
SMG’in mesleki sorumluluk sigortası ile de kurulmuş ilişki biçimleri aynı fetişleşme sürecine hizmet eder niteliktedir.
SMG ile mesleki sorumluluk sigortası ABD uygulamalarında yakın bir ilişki kalıbı içerisindedir. SMG içerisinde mesleki sorumluluk sigortası branş olarak yer almakta, mesleki sorumluluk sigortası da nitelikli emeğin ve ortaya çıkan ürünün (yapı) pazar değerinin oluşmasında bir iktisadi faktör olarak yer almaktadır.
Oysa bu fetişleşme emek merkezli politikalar yürüten bir Meslek Odasının eleştirel bir gözle irdelemesi gereken bir olgudur.
El çaka yer çaka
Niteliksiz malzeme tanıtımları ile payandalandırılan SMG bir yandan mimarları üretici firmaların reprezantanı, satış temsilcisi durumunda düşürmekte bir yandan da bu malzeme tanıtımlarını tertip eden meslek odası, firmalardan tanıtım ücreti almaktadır. (SMG kredileri peşindeki meslektaşlar ister istemez kalabalık bir izleyici kitlesi oluşturdukları için). Oda böylelikle, üyelerden SMG katilim ücreti, firmalardan da tanıtım ücreti alarak, el çaka yer çaka bütçesini beslemektedir. (çifte kadayıf).
SMG’in malzeme tanıtımları ağırlıklı yapısı nasıl ıslah edilebilir?
SMG, nitelikli emeği, sermayenin bir unsurunu olarak, ortaya çıkan ürün (yapı) nın Pazar değerinin maksimize edilmesi ve bu yönü ile mal-para fetişizminin bir unsuru olmaktan nasıl kurtarılabilir?
Gerçekte neoliberalizmin, esnek üretim, deregülasyon, delokaliazsyon ve OPA denilen vahşi finans (hedge) fonların şirket satınalma operasyonlarının mağduru olan nitelikli emek, bilinçsiz SMG uygulamaları ile büsbütün eğretileşmekte mal-para fetişizmi ise sadece sermayedara hizmet etmektedir.
SMG uygulaması içerisinde ABD’de nicelikli bir yer tutan ve giderek ülkemizdeki uygulamada da benzer biçimde yaygınlaşan uygulama emekten yana programlarla dengelenmelidir.
Bu amaçla ilk akla gelen yapı sektöründeki malzeme üreticisi firmaların kapsamlı ve bütüncül bir analize tabi tutulmalarıdır.
Meslek Odası “Corporate Watch” tipinde bir izleme mekanizması kurarak ülkedeki belli başlı yapı malzemeleri firmalarını izlemeye almalıdır.
Bu amaçla hem ülke içerisindeki tüketici örgütlenmeleri hem de dünyadaki benzer (Corporate Watch) tipindeki örgütlenmeler ile organik işbirliğine gidilmelidir.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)