28 Ağustos 2014 Perşembe

Roman Formatında bir Büyükkent Çevre Mahallesi Monografisi


Roman Formatında bir Büyükkent Çevre Mahallesi Monografisi
Günümüz siyasi panoramasını anlamak için…

Ali Dilber; İstanbul Falcısı, Ozan Yayıncılık, İstanbul 2011

Raşit Gökçeli, Yüksek Bölge Plancısı, Mimar
Ağustos 2014

“İstanbul Falcısı” Ali Dilber’in roman formatında yazdığı bir kitap. Kitap 1970’lerin başında İstanbul’un periferisinde, Küçükçekmece gölü sırtlarında yeni yeni kurulan gecekondu mahallelerinin birinde yaşayan oldukça içe dönük, aşırı dinci bir grubun öyküsü. Gecekondu gerçeği, grubu temsil eden tipik bir ailenin kambur çocuğu Bekir’in bakış açısı ve anlatısı etrafında, en ince ayrıntıları ile ve adeta sosyolojik bir monografi titizliği içerisinde ayrıntıları ile gözler önüne serilmekte..

Ali Dilber sinema kökenli bir kişi. Başta Ömer Lütfi Akad olmak üzere  içlerinde Halit Refiğ gibi belli başlı birçok sinema adamı ile çalışmış bir kişi. Yazdıklarını okuyan bir okuyucu, Ali Dilber’in anlatısının sinemaya uyarlanmaya ne kadar uygun olduğunu derhal fark edecektir.

Okuyucu “İstanbul Falcısını elinize alır almaz daha ilk sahifeden itibaren, İstanbul’un Küçükçekmece sırtlarına göç etmiş bulunan “karalar” ailesinin büyük metropol içerisindeki macerasını, tüm yönleri ile öğrenmeye başlıyor. Gecekondu mahallesinin nasıl kurulduğu, oturanların büyükkentin iş organizasyonu içerisindeki konumları, mahallenin ekonomik, sosyolojik, siyasi özellikleri roman karakterleri aracılığı ile tek tek netlik kazanıyor.

Roman kahramanı Bekir ve bir miktar “ileriyi görme yetisine” sahip ablası Sevdiye aracılığı ile gecekondu mahallesinin o tarihlerdeki inanılmaz tutuculuğu, modernizme, Cumhuriyet kazanımlarına karşı oluşu, en ince ayrıntıları içerisinde ve gündelik konuların tasviri aracılığı ile fasıl fasıl anlatılıyor.

Aşırı dinci bir taassubun etkisindeki mahalle, Çevredeki “tül” fabrikasının ve o fabrikanın dönemin siyasi iktidarı ile oluşturduğu kliantelist ilişkiler çerçevesinde iki buçuk milyon nüfustan on dört buçuk milyon nüfusa doğru yol alacak bir megapolün içerisinde “kendi özel karanlık”, “dış dünyaya ve değişime kapalı” evrenleri içerisinde, tül fabrikasının patronunun patronaj ilişkilerinin gölgesinde bilmeden de olsa metropolün girdabına kapılıveriyor.

Cumhuriyetin okuluna, latin alfabesine, sendikaya, “gök gözlü deccal’e”, Kıbrıs harekatını yapan Ecevit’e, elbette “dinsiz imansız solculara”, “suyun öte tarafından gelen” ve kadınları açık kollu giyen göçmenlere, hatta milliyetçi “kurtçu”lara bile karşı olan grup, masa yerine yer sofrasında yemekte, evin içine su tesisatı bile döşemekten hoşlanmamaktadır.

Ancak büyükkentin girdabı ister istemez bu grubu bile etkileyecektir.

Zaman çılgın enflasyon dönemidir.En dindar grubun içerisinde bile kişilerin özgün karakterine bağlı olmak üzere davranış farklılıkları baş göstermeye başlar. Kimi “bir lokma bir hırka” zihniyeti ile devam ederken dindar grubun bazı üyeleri evlerinin arkasında ya da alt katlarındaki depoda “stokçuluk” yaparak enflasyondan nemalanmaya başlamaktadır.

Beş, on çocuk doğuran kadınlar da artık eve “su bağlamak” için kocalarını ikna etmekte, içlerinde bazıları ise yer sofrasından masaya geçmekte, kazanılan paraya bağlı olarak gecekondu adım adım gelişip büyüdükçe, bahçenin dışındaki helalar evin içine alınmaktadır.
Kitap giderek bu içine kapalı grubun ister istemez gelişen metropolün dinamiklerine bağlı olarak  zor da olsa, azar azar da olsa adım adım “değişime” maruz kaldığını bir sosyolojik monografi titizliği ile gözler önüne seriyor.

Ali Dilber’in romanını herhangi bir kent sosyolojisi dersinde okuma kitabı olarak öneriyorum. 

Devleşen İstanbul metropolünün gelişme süreci içerisinde “kapalı”, “kendi içine dönük” bir sosyolojik grubun hangi menanizmalar aracılığı ile “değişime” uğrattığını mükemmel bir biçimde anlatan bir kent romanı ile karşı karşıyayız.

17 Ağustos 2014 Pazar

Önümüzdeki Dönemin Siyasi Panoraması Üzerine Birkaç Varsayım


Önümüzdeki Dönemin Siyasi Panoraması Üzerine Birkaç Varsayım
Raşit Gökçeli, Y. Bölge Plancısı, mimar
Ağustos 2014 

1-Seçmenlerin 2015 milletvekili seçimlerine katılımı her zamankinin üzerinde olacaktır.
AKP aldığı yüzde elli iki’lik oy oranını yükseltmeye çalışacaktır. AKP içinde lider değişikliği olması ya da AKP’den ayrılan bir grubun kendi partisini kurması halinde durum değişmeyecektir.
CHP ve MHP de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendilerini terk eden seçmenlerine ulaşmak için yoğun çaba sarf edecekcektir.
HDP ise Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki başarısını kalıcı kılmak ve “Türkiye partisi” olma yolundaki çabalarını arttırmak için elinden geleni yapacaktır.
Sonuç olarak 2015 milletvekili seçimlerinde seçmenlerin yüzde doksanın üzerinde bir katılım sağlamaları sürpriz sayılmamalıdır.

2-Bir kesim “ulusalcı” kadroların CHP’den yollarını ayırmaları hem CHP’yi daha fazla “merkez” partisi yapacak hem de CHP’de marjinal bir oy kaybından öte herhangi bir etki yaratmayacaktır.

3-Genel anlamda ülke seçmenleri nezdinde yüksek bir karizmaya sahip olan Sarıgül’lü ve “merkeze” kaymış bir CHP, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sandığa gitmemiş olan bir kısım alevi seçmeni yeniden CHP’ye döndürecektir. Mustafa Sarıgül alevi seçmenin gönlünde taht kurmuş bir politikacıdır. Sarıgül’ün 2014 İstanbul belediye seçimlerinde CHP adına yakaladığı skor bu öngörüyü doğrulamaktadır.

4-MHP seçmenlerinin yüzde yirmi beş ile yüzde otuz üçünün yüzergezer karakteri, Mansur Yavaş’lı ve “merkeze” kaymış bir CHP’ye MHP’den oy kayabileceğini göstermektedir. 2014 Ankara Belediye seçimleri sonuçları bu öngörüyü doğrulamaktadır.

5-HDP’nin 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki başarısını devam ettirmesi alacağı stratejik ve taktik kararlara bağlı olduğu kadar, “barış süreci”nin RTE ve merkezi hükümet tarafından sürdürülüp sürdürülmeyeceğine de bağlıdır.

6-Kuzey Irak’ta Barzani’ye ABD ve Avrupa Birliği tarafından yapılan silah ve malzeme yardımları ile Irak’taki hükümet değişikliği, Abdullah Öcalan’ın önerdiği Kürt konferansının toplanmasını daha da acil kılmaktadır. Bu durumda HDP’nin, KCK’nın Barzani ile ilişkilerini gözden geçirerek Barzani ile daha yakın bir birlikteliğe girmeleri bir olasılıktır. (Leyla Zana ile Altan Tan gibi önemli figürlerin bu konuda nasıl tutum alacakları kamuoyu tarafından dikkatle izlenecektir).

7-HDP’nin yukarıdaki olasılıklara bağlı olarak “sol” ile ilişkilerini de değerlendireceği varsayılabilir. Barzani ile ilişki yakınlaştığı ölçüde “sol” ile ilişki bir ölçüde soğuyacaktır.


8-“Sol” ülkemizde bir “meşruiyet” sorunu yaşamaktadır. Bu sorunu kısa vadede aşabileceğini öngörmemek gerekir.

12 Ağustos 2014 Salı

Bir şehir efsanesi: Tatilci ve boykotçu seçmenler



Bir şehir efsanesi: Tatilci ve boykotçu seçmenler
Raşit Gökçeli, Y.Bölge Plancısı, Mimar
Ağustos 2014  

CHP'li dostlar, Facebook’taki  ve blogumdaki "Bir şehir efsanesi : tatilciler" yorumlarıma (birincisi ve ikincisi) bakabilirsiniz.

AKP de CHP MHP çatısı kadar değilse bile hatırı sayılır, hesabıma göre en az 2,5 milyon oy kaybetti seçime katılmayanlar yüzünden.

14,5 milyon eksi 5 milyon = 9,5 milyon... (ağustosta mart ayına göre oy kullanmayan seçmen fazlası).   Mart seçimlerinde katılmayan seçmen sayısı: 5 milyon ; ağustos seçimlerinde katılmayan seçmen sayısı : 14,5 milyon)

14,5-5= 9,5 milyon.  Ağustos seçimlerinde mart seçimlerine göre katılmayan seçmen fazlası.
Bu seçmenler mart ayı seçmen kütüklerinde görünmüyorlar. (keskin dikkat).

Peki;

Çatı 5 milyon oy kaybetti ise 9,5-5=4,5 oyu kim kaybetti??

Nitekim AKP en az % 55 bekliyor idi!!!

Bir tüyo: AKP dış seçmenden 3 milyon oy bekliyordu sadece 275 bin oy alabildi...

Bir de "rahatsız mütedeyyinler" mevcut. Ekmelettin İhsanoğlu Kayseri'de %31 aldı!!!

CHP’li dostlar;

Enseyi karatmayın.

CHP'yi gençlere aktivistlere açın. şamata çıkarıp ellerini taşın altına sokmayan kazip değerlere prim vermeyin.


Sevgiler.

29 Haziran 2014 Pazar

Bir Mübadil Öyküsü : “Vatan kaybetmek çanta kaybetmeye benzemez” Ali Dilber; Selanik Alev Alev, Selanikten İstanbul’a Gerçek bir Göç Öyküsü,

Bir Mübadil Öyküsü : “Vatan kaybetmek çanta kaybetmeye benzemez”
Ali Dilber; Selanik Alev Alev, Selanikten İstanbul’a Gerçek bir Göç Öyküsü, Ozan Yayıncılık Ltd., İstanbul, 2013,  2. Baskı
Raşit Gökçeli, Yüksek Bölge Plancısı, Mimar
Haziran 2014

Ali Dilber’in kitabı, Selanik Alev Alev, 1917 Selanik yangınından sonra tüm varını yoğunu yitirip İzmir’e göç etmek zorunda kalan bir ailenin öyküsünü en ince ayrıntılarına varıncaya kadar anlatan bir anı anlatı kitabı.
Ali Dilber sinema kökenli bir kişi. Başta Ömer Lütfi Akad olmak üzere  belli başlı birçok sinema adamı ile çalışmış bir kişi. Anlatısı bu yüzden sinemaya uyarlanmaya pek uygun. Ali Dilber’in Selanik Alev Alev’i sinemaya uyarlanmaya hazır hale getirmesinde yarar var. Kendisi zaten senaryo yazarı. En kısa zamanda Selanik Alev Alev’in sinopsis, senaryo ve tretman metinlerini hazırlayarak bu eseri sinemaya uyarlanacak hale getirmesini herhalde kitabın okuyucuları kadar yakın tarihimize merak duyanlar da bekleyeceklerdir.
Selanik Alev Alev, yakın tarihimizle ilgili bir “hatırlama ödevi” niteli taşıyan bir kitap.
Asrın başında dünyayı kasıp kavuran harplerin, bu Akdeniz coğrafyasında yaşayan halkları nasıl darma duman ettiğini, kentleri içlerindeki kozmopolit nüfusları ile birlikte ne tür acımasız ve hoyrat bir yıkıma uğrattıklarını en ince detaylarına kadar anlatıyor.
O dönemde Akdeniz coğrafyasının halkları Dünya Savaşı ve bir yığın bölgesel savaşın yarattığı türlü bela ve musibetlerle perişan olur, bölgenin sosyal dokusu ilmik ilmik çözülür iken Amerika göçmenleri kabul edip insan sermayesini zenginleştiriyor idi.
Selanikli, Çelebizade ailesi batılaşmaya ve burjuvalaşmaya yüz tutan, batı ile ticari ilişkileri bulunan Feyziati (şimdiki Işık mekteplerinin atası) ile ilişkisi bulunan muhafazakar fakat yüzü modernizme dönük bir aile.
İşte bu aile Balkan Harpleri, birinci Dünya Savaşı’nın kasırgasına kapılıp Selanik’teki varını yoğunu arkada bırakıp diğer Selanikli göçmenler ile birlikte külüstür bir rum gemisine balık istifi doluşup,“bir sandık bir kofer” ile İzmir’e göç etmek zorunda kalıyor !
Ali Dilber, Selanik yangınını, Selanik yaşamını, ardından 1917 ve 1918 İzmir’ini renkli ve somut bir anlatımla okuyucuya sunuyor.
Ali Dilber’in kitabını okurken, bir vatanı, yerini yurdunu terk etmenin traumasını satır satır okuyup anlamak yakın tarihimizin o felaketli dönemini hatırlamak hatta algılamak mümkün.
Ülkemiz insanlarının arka hafızasında yer etmiş bu acıları bu traumayı anlamadan halkımızın günümüzde de var olan barış arzu ve özlemini kavramak sanırım zor olur.
Ali Dilber, kitabında anlatısını genç bir kızın ağzından vermekle birlikte anlatı satır aralarında politik, sosyal, ekonomik toplumsal yapıyı da okuyucularına el altından sezdiriyor.
Yüz yıl önce yaşananlar ile bugün karşılaştıklarımız arasında bir ilişki, kurmak artık okuyucuya kalmış oluyor!
İşte o yüzden mevcut toplumsal dengenin değişmesinin sanıldığı gibi basit bir süreç olmadığını Ali Dilber’in Selanik kitabını okurken görüp anlayabiliyoruz.
Günümüzde de İkinci Cumhuriyet taraftarları, kendilerince “bir musibetten” kurtulmayı düşlerler iken daha beterine yakalandıklarını fark ediyorlar. Adeta “Büyücünün çırağı” meselindeki gibi girişilen temizlik bir türlü durdurulamayan süpürge ve sular ile bir kaosa dönüşüyor !
Kitabı okurken ilk okuldaki ilk öğretmenimi de hatırladığımı itiraf edeyim. Adı Zişan idi !

Kim bilir ? belki de Selanik Alev Alev anlatısındaki Ziişan’ın torunu idi ?

8 Mart 2014 Cumartesi

Şenlikli Dost Meclisleri “Merkez”i nin Elektrikçi Mehmet’i



Şenlikli Dost Meclisleri “Merkez”i nin Elektrikçi Mehmet’i

Raşit Gökçeli, Y.Bölge Plancısı, Mimar.
(mart 2014)

Yirmi sekiz ABD dolar milyarderini barındıran “soylulaşmış” İstanbul’unun “mutenalaşan” Beyoğlu’sunda sermayeye, ranta, gustosuz Alış Veriş Merkezine dönüşmeye kendisine has bir biçimde direnen Hacıpulo pasajının tam da “merkez”inde mini minnacık bir elektrikçi dükkanı zaman içinde sahafa dönüştü.

O dükkana şair, yazar, akademisyen, mühendis, doktor, avukat, terzi, esnaf, eski İstanbul efendisi, Beyoğlu’nun marjinal takımı ve her türlü insan gelir, canavarlaşan kentin mahşeri havasından bir anlığına kurtularak kendine bir sığınak arar ve bulurdu.
Elektrikçi Mehmet Karasüleymanoğlu, zamandan ve mekandan bağını kopartmış bu mekanın sahibi, oluşturucusu idi.

Hacıpulo Pasajı’nın ortasındaki bu altı metre karelik “merkez”e gelen, her kim olursa olsun kendisini karşılayacak şenlikli bir dost merkezi bulurdu.

Şimdi bu merkez öksüz kaldı. Mehmet Karasüleymanoğlu aramızdan ayrıldı.


Bize ise elektrikçi iken sahaf olan, hiçbir zaman elektroniğe bulaşmaya tenezzül etmemiş bulunan Mehmet Karasüleymaoğlu’nun anısına uçurduğumuz balonu elektronik buluta göndermek kaldı.

2 Kasım 2013 Cumartesi

Mimarlar Odası’ndan Taleplerimizdir #mimarlarodasındantaleplerimizdir (Bir Rüya Bitti 5)



Mimarlar Odası’ndan Taleplerimizdir
#mimarlarodasındantaleplerimizdir
(Bir Rüya Bitti 5)
Raşit Gökçeli
Kasım 2013


#mimarlarodasındantaleplerimizdir hashtag’ları ile mimarları meslek odalarından taleplerde bulunmaya davet ediyorum. Başlangıç olarak 23 talep sıralıyorum.

1.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Mimarlık Fakültelerinden mezun olan genç meslektaşlarımızın diplomalarında eskiden olduğu gibi “mimar” ünvanı yeniden yer almalıdır.
2.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Meslek Odası seçimleri nispi temsil esasına göre yapılmalı, tüm mesleki grup ve görüşler aldıkları meslektaş desteğine orantılı olarak meslek odası yönetiminde söz ve karar sahibi olmalıdır.
3.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Mimarlar Odası elindeki bütçe olanaklarını bina ve gayrımenkul almak için değil, topluma mesleği tanıtmak ve bu amaçla bir “mimarlık TV” si kurmak için kullanmalıdır.
4.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Meslek Odası’nda kadınların ve gençlerin yönetimin her kademesinde ve faaliyetlerin tümünde temsil edilmelerinin yolları açılmalıdır.
5.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Meslek Odası toplum hizmetinde olmalı, kamusal alanları tüm gücüyle savunmalı, kent merkezlerini toplumun bireylerine kapatan ve çok uluslu şirketlerin yağma, talanına açan, sermaye çevrelerinin her türlü soylulaştırma çabasına karşı durmalıdır.
6.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Meslek Odası konut edinme çabası içinde olan tüketicilerin, işyeri bulma çabası içinde olan üreticilerin yanında olmalı, onları spekülatör, banka ve faiz mihraklarına karşı mesleki ve hukuki alanda korumalı, onlara gerekli mesleki ve hukuki desteği sunmalıdır.
7.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Meslek Odası kendi üyelerinin ticari hayatta diledikleri şekilde yabancı proje büroları ile uluslar arası örgütlenmeler kurmaları önünde engel oluşturan çağdışı (SMS) ve benzeri yönetmeliklerden arınmalıdır.

8.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Mimarlar Odası’nda 50 üyenin desteğini bulan mesleki öneriler zorunlu olarak Genel Kurullarda tartışmaya açılmalı, meslek odası, bu önerileri program bazında ve gerekirse maddi olanaklarla desteklemelidir. (RIBA örneği).
9.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Mimarlar Odası ABD’de AIA, İngiltere’de RIBA örneğinde olduğu gibi “meslek sorumluluğu” alanında ihtisaslaşmış sigorta şirketleri ve broker şirketleri kurmalıdır.
10.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Mimarlar Odası başta imar yönetmelikleri olmak üzere meslek adamlarını ilgilendiren imar, yapı yasası ve benzeri alanlarda mahalli koşullara uygun önerilerini kamuoyuna mal etmelidir.
11.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Mimarlar Odası Mesleki Bilimsel Çalışma Komiteleri oluşturarak mesleğin ve sektörün çeşitli alanlarında mimarların konumunu güçlendirmeli, topluma sağlıklı mesleki çözümler sunabilmelidir.
12.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Mimarlar Odası toplumsal dayanışmayı olanaklı hale getiren kamusal ve kültürel mekanların üretilmesinde aktif rol üstlenmelidir.
13.
mimarlarodasındantaleplerimizdir              Mimarlar Odası ucuz bina ve konut alternatifleri  oluşturan meslek adamlarını, eğitim kurumlarını, mahalli yönetimleri desteklemeli bu amaçla mesleki politikalar geliştirerek bunları kamuoyuna mal etmelidir.
14.                         
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Mimarlar Odası mesleki ve toplumsal alanda çevreci çözümleri kamuoyuna mal etmelidir.
15.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Mimarlar Odası mesleğin itibarını ve meşruiyetini toplum ve kamuoyu nezdinde yeniden kurarak  neokapitalist dönemde toplumlara egemen kılınmak istenen salt mikro ekonomik paradigmalara karşı tutum almalıdır.
16.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Mimarların görevi rant yaratmaktır. Ama toplum ve kamu yararına. Dolayısıyla Mimarlar Odası “ranta karşıyız” biçimindeki safsata söylemlere itibar etmemelidir.
17.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Meslek Odası’nda yöneticiler yönetimde 3 dönemden fazla kalmamalıdır.
18.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Meslek Odası’nda “mimar” profesyonel yönetici olmamalıdır.

19.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Meslek Odası niteliksiz emek kadar nitelikli emeği de ilgilendiren taşeron işçileşmeye karşı mücadele etmelidir.
20.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Meslek Odası telif mücadelesinde “copyright” kadar “copyleft” tekniklerinden de yararlanmalıdır.
21.
#mimarlarodasındantaleplerimizdir            Meslek Odası nitelikli emeğin eğretileşmesine karşı mücadele etmelidir.
22.
#Mimarlarodasındantaleplerimizdir            Mimarlar Odası üretilen yapılı çevrenin değerinin gayrımenkul biçiminden menkul biçime dönüşür iken finansal kapitalin emrine verilmesine karşı antikapitalist muhalefet ile birlikte mücadele yürütmelidir.

23.

#Mimarlarodasındantaleplerimizdir            Mimarlar Odası, mesleği kamusal alanda uygulayan meslektaşlarının üye olma zorunluluğunu kaldıran 12 eylül 1980 rejiminin hukuksal düzenlemelerinin kaldırılmasını talep etmeli, temsil etmekle yükümlü olduğu meslektaş spektrumunun tümünün üyesi olabilmesinin koşullarını sağlamak için gerekli mücadeleyi vermeli, şu andaki eksik temsiliyet ve acz konumuna razı olmamalıdır.

26 Ekim 2013 Cumartesi

Toplumsal imgelem edebiyat Raşit Gökçeli notu msf2010 çalışması için öneri



Toplumsal imgelem edebiyat
Raşit Gökçeli notu
msf2010 çalışması için öneri

Özellikle son kırk yıl içerisinde küresel ölçüde egemen duruma gelen neoliberalizm, finans kapital dünya düzenini şekillendirirken geleneksel kır kent dengelerini ve yapılarını dönüştürdü.

Modernleşme ile kentleşme bir arada daha eşitlikçi daha müreffeh bir dünya ütopyası bağlamı içerisinde kurgulanırken neo kapitalizm tam tersi bir senaryoyu gündeme getirdi.

Kentler eşitsizliklerin odağı olarak sefalet içerisindeki kitleleri barındıran bir ”gecekondular gezegeni” haline dönüşürken kırlardaki geleneksel yapı da çöküntüye uğratıldı.

Çok uluslu şirketlerin dönüştürdüğü dünyada kırsal nüfus bulundukları alanları terk ederek kentler içerisindeki sefalet adalarını oluşturdu.

Kentler bir yandan da soylulaştırma, “kentsel yenileme” yöntemleri ile finans kapitalin
tutsat (mortgage) mekanizmaları ile türev finans enstrümanları oluşturma alanları haline geldi.

Bir yandan sefalet adalarının mekanı olan kent öte yandan finans kapitalin en vahşi karlarının gerçekleştirdiği kentsel yenileme mekanı olan kent.

Finansal krizlerin yıkım ve yeniden inşa faaliyetlerine aracılık eden kent mekanı bu kez finans sermayesinin doğrudan yatırım aracı olarak içine girdiği döngülerde yaşanan sıkışmalarla küresel krizin odağında yer almakta.

Kent mekânının hem sermaye birikimi ile hem de sosyal dışlanma ile böylesine doğrudan ilişkilendiği bu tarihsel dönemde mimarların rolü, bir kez daha mevcut politik ve ekonomik güçlerin yeniden üretimine hizmet edecek kentsel dönüşüm projeleri üretmek olmamalıdır. Aksine, mimarlar, neoliberal birikim rejiminin krizini, kentsel mekânın bu rejimin tahakkümünden kurtarılması için bir fırsat bilmeli, yapılı çevrenin kâr güdüsü yerine toplumsal adalet kaygısıyla üretilmesi için mücadele etmelidir. Mimarlık toplumsal dönüşümün etkin bir aracı olarak kavranmalı, mimarlık pratiği demokratik ve katılımcı toplumsal biçimlerin inşasına katkı verecek yöntemlerle üretilmelidir.

Türkiyeli mimarların örgütü olan ve 50 yıllık tarihi boyunca mimarlığın toplumsal bir hizmet olarak üretilmesini savunmuş bulunan Mimarlar Odası’nın, başkent Ankara’da faaliyet göstermekte olan Ankara Şubesi, bu doğrultuda çalışmakta olan meslek örgütlerini, sivil inisiyatifleri ve kentsel toplumsal hareketlerin aktivistlerini Mimarlığın Sosyal Forumu’nda buluşmaya çağırmaktadır. Mekansal dışlanmaya ve toplumsal adaletsizliğe karşı mücadele eden tüm kişi, kurum ve örgütleri, 21-23 Ekim 2010 tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek olan Forum’da buluşmaya çağırıyor.

Böylesi bir çağrıya edebiyatçıların katkısı ne olabilir ?
Türkiye’de edebiyat 1940 – 1980 döneminde modernizmin ütopyası ile koşut “muhalif” bir çizgi izledi.
1970’ler ile başlayan neokapitalizmin küresel gelişimi ile “post modern” akımın dünyada olduğu gibi Türkiye’de de oylum kazandığı görüldü.
Post modern gelişim beraberinde 1940 – 1980 dönemi “muhalif duruşun” da bir ölçüde edebiyatımızda terk edilmesi sonucunu getirmiş olabilir mi?
Bir zamanlar modern edebiyata yansımış olan karnavalesk muhalif duruş toplumsal imgelememizin bir ögesi değil midir ?
Eğer böyle ise, edebiyat alanındaki olası muhalif duruş toplumsal imgelememizi kapsadığı gibi “kamusal alanın” üstyapısal bir unsuru olarak da tasavvur edilebilinir mi ?

Neoliberalizmin insanı yabancılaştıran atomize eden nitelikli emeği eğretileştiren vahşi düzenine karşı çıkan fiziki plancılar, mimarlar, kent plancıları, edebiyatçılar ile elele toplumsal imgelemi yeniden ilgi odağına oturttuklarında beraberce müşterek bir ütopyanın ufkuna doğru hareketlendiklerinde “ufuk çizgisi” (Galeano’nun eğretilemesinde olduğu gibi) hep daha mı uzağa kayacak?