16 Şubat 2012 Perşembe

Meslek Odası'nda son KaHKaha




Meslek Odası’nda son KaHKaha



644 sayılı KHK


ve


Meslek Odaları’nın Kuruluşlarından 58 yıl sonra karşı karşıya bulundukları çıkmaz



Raşit Gökçeli
Şubat 2012


“……
yalnız bir kahkaha
bütün odalarda

her boş odaya girişimde
bir kahkaha
ve çıkışımda
bir kahkaha”

Asaf Halet Çelebi



Çevre ve Şehircilik Bakanlığının kurulması ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması; 6/4/2011 tarihli ve 6223 sayılı Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak, Bakanlar Kurulu’nca 29/6/2011 tarihinde kararlaştırılmıştır. (644 sayılı KHK).

Kararname ile Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğü;

-Kamuya ve özel sektöre ait her türlü yapı ve tesisin projelerinin ve yapım işlerinin denetlenmesinde görev alacak mimar ve mühendisler ile yardımcı kontrol elemanlarının, yapı denetim kuruluşlarının ve müşavirlik kuruluşlarının niteliklerine, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esasları belirlemek, mesleki yeterlikleri ile kuruluş yeterliklerini değerlendirerek bunlara belge verilmesini ve kayıtlarının tutulmasını sağlamak,

-Bakanlığın görev alanına giren konularla ilgili olarak mimarlık ve mühendislik meslek kuruluşlarına ilişkin mevzuatı hazırlamak ve bunları denetlemek ile görevlendirilmekte.

Böylelikle 58 yıldır mesleki sorumluluk ve görevleri toplumda genel kabul görecek bir biçimde yasal ve mesleki esaslara bir türlü oturtamayan Meslek Odası, hükümetin artık bir olup bitti ile konuya el atması ile kuruluş yasası ve Anayasa’ daki “imtiyazları”ndan mahrum kalmaktadır.

Bu noktaya nasıl gelindi ?

-“Meslek sorumluluğu sigortası” nı müesseseleştiremeyen,
-Yapı denetimi konusunda gereğince yol gösterici olamayan,
-iş güvenliği alanında görevlerini yerine getiremeyen,
-malzeme standardizasyonu alanında yol alamayan,
-mesleğin uygulanmasına yönelik yetki sistematiği kuramayan,
-üretilen yapı stokunu kullanan tüketicileri koruyamayan, yapı üretimine yönelik mevzuat alanında tüketici örgütleri ile birlikte çalışma pratikleri oluşturamayan, söz konusu pratikleri yasal dayanaklara oturtamayan,
-mesleğin uygulanma standartları ile ilgili dünyada kabul gören normları ülke pratiği içerisinde yerleştiremeyen,
-Mesleğin imajını dünya standartlarına koşut bir standartta yüceltemeyen,
- En önemlisi olarak, tüm bu alanlarda gerek TMMOB Yasası gerek Meslek Odaları Yönetmeliklerinde mevcut bulunan (iştirak gelirleri) “döner sermayeli” yan kuruluşları oluşturamayan,

Meslek Odaları ve bu arada Mimarlar Odası, toplumsal meşruiyetini yitirme noktasına gelmiştir.

Toplum hizmetinde, kamusal alana dönük görevlerini ve bu görevlere ilişkin teorik donanımını da bu 58 yıllık serüvenin son demlerinde ZAYİ eden Mimarlar Odası ;

-Mimar nezdinde
-Kamuoyu nezdinde
-Kamu yönetimi nezdinde

İtibarsızlaşmıştır.

Meslek Odası RIBA ya da AIA örneklerinde olduğu gibi,

-meslek erbabını kendi bünyesinde söz ve karar sahibi yapan,
-meslek alanının örgütlenmesinde yaratıcı, özgün, katılımcı, demokratik açılımlar sunan,
-meslek alanına ilişkin yeni düzenlemeleri, uluslararası norm ve gelişmelere göre ve ülke ile toplum yararına sunan, bu düzenlemeleri meslek yararına hayata geçirebilen;

Bir uygulamayı da hayata geçirememiştir.

Tüm dünyada sermaye ve finansın “egemen” olduğu günümüz ortamında, tarihsel süreçte “aura”sı bulunan mimarlık mesleği dünyadaki mesleki gelişmelere koşut bir biçimde ülkemizde de “kendini ifade edebilecek” bir mesleki silkinişe muhtaçtır.

Nitelikli bir emeğin temsilcileri olan mimarlarımızın böylesi bir çaba içerisine girmeleri ve düşürülmeye çalışıldıkları “sıra kölesi” konumundan “total plancı” aşamasına geçmeleri toplumsal ve mesleki bir zarurettir.

31 Ekim 2011 Pazartesi

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Üye Danışma Kurulu Sonuç Bildirgesi

TMMOB Mimarlar Odası Ankara ŞubesiÜye Danışma Kurulu Sonuç Bildirgesi

1-2 Ekim 2011 tarihlerinde Çorum’da toplanan TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Üye Danışma Kurulu, beş farklı atölyede üretilen fikirlerin tartışıldığı bir forum ile tamamlanmıştır. 12 Haziran 2011 tarihinde gerçekleşen genel seçimler ve aynı süreçte kabul edilen Kanun Hükmünde Kararnameler, hem toplumsal yaşantımızı hem de meslek alanımızı etkileyen dönüşümleri gündeme taşımıştır. İçinde yaşadığımız toplumsal sürecin, özgürlükleri kısıtlayan, kamusal yaşantıyı daraltan ve toplumsal muhalefet için zorluklar barındıran bir döneme tekabül ettiği görülmektedir. Bu koşullar içinde Danışma Kurulumuz, topluma, özgürlük mücadelesinin önemli bir unsurunun “umutlu olmak” olduğunu hatırlatır.
İçinde bulunduğumuz tarihsel durum, neoliberal üretim ilişkilerinin ve ideolojisinin hakim hale geldiği, bu çerçevede kamusal alanın daraldığı ve toplumsal dayanışmanın zayıfladığı süreçleri örgütlemiştir. Neoliberal ekonomik ilişkilerin yarattığı kriz koşullarında, bu krizin yakından ilişkili olduğu konut piyasaları, mimarlığın başat etkinlik alanlarından biridir. Gayrı menkulün menkul değere dönüşümü anlamına gelen tutsat (mortgage) sistemi ve bankaların bu sistemle üretilen değerleri ikincil borsalarda tedavüle sokuyor oluşu, yaşanan krizle de görüldüğü gibi, ciddi toplumsal riskler barındırmaktadır. Mimar ve plancıların emeğiyle yaratılan gayrımenkullerin menkul değere dönüşümü denetim altına alınmalı, borsalarda sınırsız ve kuralsız kullanımları engellenmeli, bu değerlere, hareketi kısıtlayıcı vergiler getirilmelidir.
Mimarlığın değişim değeriyle tanımlandığı neoliberal kentleşme koşullarında mimarlığın radikal bir içerikle tanımlanması acil bir ihtiyaçtır. Piyasa merkezli mekan üretimini sürdürülebilir kılan her türlü yaklaşım reddedilmeli, kolektif bir mimarlığın olasılıkları araştırılmalıdır. Bu çerçevede mekanın, toplumcu kamusallık kaygısıyla “istilası/ dönüştürülmesi/ kullanımı” meşru bir direniş yöntemi olarak kabul görmelidir.
Mimarlar, emekçi sınıf ve tabakaların kentsel yenileme ve benzeri yollarla mağdur edilmelerine, onların sosyal kapitali niteliği taşıyan çevrelerinden koparılmalarına karşı mücadele etmelidir. Toplumsal muhalefet dinamikleriyle eklemlenmenin yol ve yöntemleri araştırılmalı ve dünyadaki toplumsal muhalefet hareketleri ile ilişkiye geçilmelidir. Bu çerçevede TMMOB, toplumsal muhalefet içinde bir odak haline getirilmelidir; zira içinde bulunduğumuz koşullarda meşru mücadele hattının gelişebilme olanakları yüksektir. Mimarlar Odası’nın muhalefet kapasitesinin artırılması için eylem diline paralel olarak kurumsal ittifak ve iletişim dilinin geliştirilmesi, teknik bilginin topluma aktarımını sağlayacak sade bir dilin oluşturulması, toplumsal tabanlı ve mesleğe ilişkin taleplerin öne çıkarılması gereklidir. Bu çerçevede, tüketici örgütleriyle işbirliği yapılması ve kentli tüketici kitleler nezdinde mimarlığın toplumsal tabanının genişletilmesi mümkündür.
12 Haziran 2011 genel seçimlerinin hemen öncesinde ve sonrasında, Meclis’te ve kamuoyunda tartışılmadan, Kanun Hükmünde Kararnamelerle yapılan düzenlemeler bir yandan plansız gelişmeyi ve koruma altında bulunan alanların tahribatını özendirirken, bir yandan da böylesi olumsuz gelişmelere karşı görev yapan kurum ve kurulları iktidarın denetimi altına almaktadır. Anayasal kuruluşlar olan meslek odalarının “özerk ve kamusal” kimlikleri bu düzenlemelerle yok edilmekte, Anayasa hükümlerine açıkça aykırı olan bu girişimle, darbe dönemlerinde bile görülmeyen bir tutumla meslek odaları iktidarın kontrolü altına alınmak istenmektedir. Bu kaygı verici gelişme karşısında, tüm toplum kesimlerinin gelişmeleri yakından takip etmesi ve iktidarın oldubittilerine karşı kamusal tartışma ortamının ve demokratik katılım mekanizmalarının canlı tutulması elzemdir.
Neoliberal üretim ilişkilerine koşut üstyapısal çerçeveyi oluşturan muhafazakar otoritaryenizm, bugün ülke gündemine yeni anayasa konusunu getirmiş bulunmaktadır. İktidarın otoriter eğilimlerini kurumsallaştırma girişiminin aracı haline gelme riski oldukça yüksek olan bu girişime güven duymak için ikna edici hiçbir sebep bulunmamaktadır. Buna karşılık, 12 Eylül rejiminin ürünü olan anayasanın yeni ve sosyal bir anayasa ile değiştirilmesi toplumsal bir talep haline gelmiştir. Danışma Kurulumuz, iktidarın anayasa girişiminin parçası olmayı reddederken, halkın anayasası olacak sosyal bir anayasanın genel nitelikleri ve mesleğe ilişkin konularda içermesi gereken konuları şöyle tarifler:
Yeni anayasanın demokratik, çağdaş nitelikte olması ve katılımcı ve paylaşımcı yöntemlerle üretilmesi gereklidir. Böylesi bir anayasanın bireyin nitelikli çevrelerde barınma ve kentsel yaşama insan onuruna yaraşır biçimde katılma hakkını özellikle vurgulaması şarttır. Devletin temel görevlerinden olan konut edindirme, özel mülkiyetin daraltıcı ve kamusal yararı zedeleyici çerçevesinin ötesinde ele alınmalı, kamu mülkiyetinde konut üretilmelidir. Sayısal olarak konut üretiminin artırılması yeterli değildir; konutun nitelikli, güvenli, çağdaş konfor koşullarına uygun, sağlıklı bir çevre içinde, bireyin yerel yaşam biçimiyle uyumlu ve bir planlama sürecinin ürünü olarak yaşama geçirilmelidir. Anayasada kentli hakkı, ucuz, yaygın ve planlı toplu taşımın mevcut olduğu, kamusal, açık ve yeşil alanların sağlandığı, güvenli bir yaşam ortamı sağlayan, tarihsel ve kültürel dokuyu koruyan, engelliler için evrensel tasarım ilkelerine uygun, afet riskinin minimize edildiği, kentsel yenileme araçlarıyla yerinden edilmelerin yasaklandığı, toplumsal dayanışmanın desteklendiği kentlerde yaşama hakkı olarak tanımlanmalıdır. Halkın kent yönetimine katılımı temel bir hak olarak tanımlanmalı, her türlü değişim ve dönüşüm projesi halka danışılarak gerçekleştirilmelidir. Yerel yönetimler ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmalı, kent yönetimi ve planlaması ehliyetli uzmanlarca, bilimsel verilere dayanılarak yapılmalıdır. Toplumun her kesiminin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı ödünsüz benimsenmeli, doğal enerji kaynakları kamu yararına ve akılcı bir planlamayla kullanılmalıdır. Bunların yanında mimarlık bir hak olarak tanımlanmalı, nitelikli tasarım ürünü olan, gerekli teknik altyapıya sahip mekanlarda yaşamak her bireyin ulaşabileceği bir norm haline getirilmelidir.
TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, tüm toplum kesimlerini, mimarlığı “bir insan hakkı” olarak talep etmeye ve yukarıda ifade edilen hedef ve taleplerin takipçisi olmaya davet etmektedir.

5 - MİMARLAR ODASI NEREYE

1-2 kasım 2011 tarihlerinde Çorum'da toplanan Ankara Şubesi danışma Kurulu'nun 5 no.lu Atölye çalışması Sonuçları
(Atölye Yürütücüsü : Raşit Gökçeli)

5 - MİMARLAR ODASI NEREYE
Atölye Yürütücüsü: Raşit Gökçeli

1. grup öneriler:

Günümüzde gayrımenkul ışık hızı ile menkul değere dönüşüyor. Mortgage (tutsat) alacaklarını seküritize eden bankalar bu değerleri ikincil borsalarda tedavüle sokuyor.

Mimarlar ve plancıların emekleri ile yaratılan gayrımenkullerin menkul değerlere dönüştürülmesi sürecine sınırlama getirilmelidir.

Gayrımenkul değerlerden dönüştürülen menkul değerler finans kapital çevreleri tarafından borsalarda sınırsız ve kuralsız bir biçimde kullanılamamalıdır.

Söz konusu seküritizasyon değerlerine sınır getirilmeli, bu tür değerlere, sermaye hareketlerine getirilenlere benzer vergilendirme (Tobin Tax benzeri ) getirilmelidir.

2. grup öneriler:


-Mimarlar Odası Tüketici örgütleri ile sektörel bazda işbirliği yapmalıdır.
Mimarlar Odasının toplumsal tabanı alabildiğince genişletilmelidir.

-Mimarlar Odası örgütlenme yapısını bazı dönüşümlerle güçlendirmelidir.
. meslek sorumluluğu sigortası
.gayrımenkul değerlendirme uzmanlığı
.enerji sakınımı
.iş güvenirliği
gibi alanlarda örgütlenmeler oluşturulmalıdır.

- Mimarlar Odası ARGE’ler oluşturmalıdır.
-Mimarlar Odası toplumu kendi alanını ilgilendiren konularda bir dizi talebi gerekçeleri ile, formüle ederek, bu talepleri gündemde tutarak oluşturmalı, bu taleplere bağlı olarak somut örgütlenme biçimleri geliştirmeli, yapılanmasını böylesi bir doğrultuda evrimleştirmelidir.

3.grup öneriler:

-Nano teknolojideki gelişmeler, mimarlığı ve bina inşa teknolojisini değiştirecektir.

-ekolojik kısıtlar ve enerji arzındaki sorunlar, plancılığı, mimarlığı yeniden düşünmeyi gerekli kılacaktır.

-Finans kapital üretimi standartlaştırır iken nitelikli emeği de eğretileştiriyor.

-Sürekli mesleki eğitim bir yandan mimarları daha nitelikli kılar iken, öte yandan nitelikli emek olarak mimar ve plancı emeğini eğretileştirmektedir.

-Mimarlar kültürün özelleştirilmesine karşı çıkmalıdırlar.

-Mimarlar kentsel yenileme ve benzeri yollarla finans kapitalin emekçi sınıf ve tabakalarını kentlerde mağdur etmelerine, onların sosyal kapitali olan çevrelerinden kopartılıp atılmalarına karşı mücadele etmelidir.

-Mimarlar yapılı çevrede kamusal alanları savunmalı kamu mal ve servislerinin konumlarını korumaları için her çeşit özelleştirmeye karşı mücadele etmelidir.

-Mimarlar ve plancılar toplumsal muhalefet ile eklemlenmenin yol ve yöntemlerini araştırmalı, dünyadaki toplumsal muhalefet hareketleri ile ilişkiye geçmelidir.

4. grup öneriler :

-Mimarlar Odası toplum yararına çalışma aksları oluşturmalıdır. (Örneğin : konut hakları).

-Mimarlar Odası kent topraklarının özelleştirilmesine karşı çıkmalıdır.

-Mimarlar Odası toplum içerisindeki meşruiyetini yeniden oluşturabilmeli, çeşitli alanlarda ‘fikir’ üretmelidir.

-Mimarlar Odası kendi alanında bilgi üreten bir kuruluş haline getirilmelidir.

-Mimarlar Odası hukuki düzlemde karşı karşıya kaldığı saldırılara karşı ‘alternatif’ bir hukuki yapı önerisi geliştirmelidir.

-Mimarlar Odası ‘meslek politikalarını’ doğrudan belirleyebilmelidir.

-Mimarlar Odası ‘kaynak olarak mimarlık’ teması ile ilgili olarak geçmişteki üretimini devam ettirmelidir.

-Mimarlar Odası kendini medyada daha fazla görünür kılmanın yollarını araştırmalıdır.

-Mimarlar Odası kamusal alanın dönüşümünden ötürü gelişen yeni sosyal ağlar ile eklemlenmelidir.

23 Mart 2011 Çarşamba

Meksika Ekonomisinin ‘Fundamentalleri’

Meksika Ekonomisinin ‘Fundamentalleri’ (Ana Göstergeleri) Hakkında
Jean- François Boyer, Le Monde Diplomatique, mart 2011
Yazısından Alıntılar
Nakleden : Raşit Gökçeli
Mart 2011

‘Maquiladora’ tabir edilen tekstil endüstrisi alanında uluslararası şirketlerin taşeronluğunu yapan işletmeleri sayesinde Meksika ihracatı 1993 yılında 93 milyar ABD dolarından 2008 yılında 291 milyar dolara çıktı.
Ucuz emek ve esnek istihdam koşullarına dayanan bu ihracat hamlesi Meksika’da üretilen tekstil ürünlerinin dünya pazarına düşük fiyatlarla gönderilmesi esasına dayanmakta idi. Tekstil üretiminin yüzde yetmiş yedisi ithal girdilerinden oluşmakta idi. Meksika tekstil sanayinin yarattığı katma değer ise 1988 yılında yüzde 18,2’den 2003 yılında yüzde 8,2’ye düştü.
Devlet desteğini yitiren yerel sanayi aynı dönem içerisinde eriyip gitti. Ücretler 1994 ila 2207 yılları arasında reel olarak yüzde yirmi dört (% 24) azaldı.
….

Meksika ekonomisinin döviz girdilerinin üçüncü sırasını oluşturan Amerika göçmenlerinin ülkeye gönderdikleri döviz ile ilgili yapılan bir hesaplamaya gelince : ilgili ekonomist araştırmacılar (Cypher ve Wise) söz konusu göçmenlerin eğitim düzeyi, gördükleri eğitimin Meksika ekonomi için oluşturduğu maliyet, ve Meksika’daki yaşam maliyeti göz önüne alındığında 1994 ile 2008 yılları arasında Meksika’nın Amerika Birleşik Devletlerine 340 milyar ABD doları transfer ettiğini ve bu meblağın söz konusu göçmenlerin ülkelerine gönderdikleri döviz değerinin 1,8 katı olduğunu saptadılar.
Açıkça ifade etmek gerekirse Meksika işgücünü Amerika birleşik Devletlerine göndererek aslında ABD ekonomisini sübvanse ediyor !

30 Kasım 2010 Salı

Haydarpaşa’yı Emekli Etmemek

Haydarpaşa’yı Emekli Etmemek

Haydarpaşa Müzesi – Haydarpaşa Harem Metropoliten İstanbul Parkı

Raşit Gökçeli, Y. Bölge Plancısı, mimar
Temmuz 2006


Ana fikir :

Haydarpaşa’yı müze, (Paris Quai d’Orsay) çevresini 2010 kültür başkenti İstanbul’ a uygun (New York Central Park, Londra Hyde Park örneği) bir kentsel park yapmak.

Haydarpaşa ve çevresi

Haydarpaşa’nın ve çevresinin birkaç dolar uğruna kruvaziyer liman yapılarak İstanbul kentinden soyutlanması tüm İstanbulluları ve insanlığı önemli bir kültür değerinden mahrum bırakmak anlamını taşıyacaktır.

Öte yandan Haydarpaşa ve çevresinin 19. asır sonu ve yirminci yüzyıl başındaki işlevlerini aynen sürdürmesi olanaklı görülmemektedir.

İstanbul Bağdat demiryolu’nun eski başlangıç noktası olan Haydarpaşa garından Gebze tren istasyonuna ötelenecektir.

Yine 15 – 20 milyon nüfuslu İstanbul metropolünün liman fonksiyonlarını da artık bu denli merkezi bir konumda ilelebet sürdürmek olanağı kalmayacaktır.

Ancak İstanbul’un tarihi ile bütünleşmiş, İstanbul’un Anadolu yakasının adeta “landmark” simge yapısı konumunu kazanmış bir yapının kırk elli yıllık petrol devletçikleri örneğinde olduğu gibi “kruvaziyer turizmine tahsisi edilmiş serbest bölge” haline dönüştürülmesi imparatorluk geleneğinden gelen Türkiye Cumhuriyetine ve 2500 yıllık tarihe sahip olan İstanbul’a yakışmayacaktır.

Haydarpaşa garı, İstanbul Ankara hızlı treninin Gebze’ye ulaşması, ‘marmaray’ tüp geçidinin boğazdan geçerek İstanbul’daki kamu ulaşımını kapalı bir sistem haline dönüştürmesi, hızlı tren ile İstanbul içi banliyö ve şehir kamu ulaşımının aktarma istasyonları ile birbirlerine eklemlenmeleri sonucunda kadük kalacaktır.

Bu nedenle Haydarpaşa garı’nın ve ona bağlı geniş alanların yeni bir işleve kavuşması kaçınılmazdır.

En uygun ve prestijli işlev Haydarpaşa’nın Fransa’daki Quai d’Orsay örneğinde olduğu gibi müzeye dönüştürülmesidir.

İlginçtir ki Quai d’Orsay de yıkılıp otel yapılacak iken 1973 yılında Pompidou hükümetinin çabası ile müzeye dönüştürülmüştür. Bkz: http://www.insecula.com/musee/M0048.html

2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olmaya hazırlanan İstanbul’un söz konusu döneme denk gelecek bazı prestij projelerini gerçekleştirmesi yararlı olacaktır.

Ancak Haydarpaşa’nın çevresindeki ve ona bağlı çok geniş alan, böylesi bir projenin New York örneğinde olduğu gibi bir “urban park” kentsel metropoliten bir park ile desteklenmesi olanağını getirmekte ve projenin bütünleşik bir müze, kentsel park konsepti ve işlevi altında kendine özgü bir nitelik edinmesine olanak vermektedir.

Avrupa Birliği’ne aday bir Türkiye’nin en önemli metropolü 2500 yıllık tarihe sahip İstanbul’un böylesi bir prestij projesi ile birlikte 2010 Avrupa Başkenti dönemini taçlandırması beraberinde birçok olanağı getirecektir.

“Avrupa’nın Asya’ya açılan kapısı” temalı bir bienal, Türkiye’li ve yabancı kalburüstü küratörler tarafından düzenlenecek Türkiye’de Modernleşme ve Avangard konulu bir sergiler kümesi mekansal olarak hem müzeye dönüştürülecek Haydarpaşa garı’nda hem de “Metropoliten Haydarpaşa - Harem Merkez Parkı’nda” yer alabilir.

Böylesi bir müzenin temel amacı emperyal geçmişe sahip, Cumhuriyet Türkiye’sinin modern yüzünü kültürel planda dünya kamuoyuna iletmek ve bu işlevi gerçekleştirir iken “kültürün özleştirilmesi” “kamusal alanların” yok olması gibi yirmi birinci yüzyılın şikayet konusu olan olgulara karşı tüm dünyaya ve Avrupa’ya alternatif bir kültürel öneri sunmak olacaktır.

Haydarpaşa ve çevresinin (bu çevre Kadıköy, Mühürdardaki katı su atık Merkezinden Harem’e uzanan “korniş” bir sahil bantı olarak tasavvur edilmelidir) fonksiyon programı uluslar arası bir fikir projesi ile belirlenmelidir.


















Notlar:

Urban Parks” Kentsel Parklar

01-Central Park / New York / 843 acres / 1 acre = 4 046.85642 m2

843 x 4046,85642 = 3 411 500 m2

02-Hyde Park / London / 350 acres

350 x 4046,8562 = 1 416 400 m2

03-Jardin du Luxembourg / 23 ha

23 x 10000 = 230 000 m2

04- Haydarpaşa ve çevresi (doldurulması düşünülen alan dahil) : yaklaşık 1 300 000 m2

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Toplumsal imgelem edebiyat

Toplumsal imgelem edebiyat
Raşit Gökçeli notu
msf2000 çalışması için öneri

Özellikle son kırk yıl içerisinde küresel ölçüde egemen duruma gelen neoliberalizm, finans kapital dünya düzenini şekillendirirken geleneksel kır kent dengelerini ve yapılarını dönüştürdü.

Modernleşme ile kentleşme bir arada daha eşitlikçi daha müreffeh bir dünya ütopyası bağlamı içerisinde kurgulanırken neo kapitalizm tam tersi bir senaryoyu gündeme getirdi.

Kentler eşitsizliklerin odağı olarak sefalet içerisindeki kitleleri barındıran bir ”gecekondular gezegeni” haline dönüşürken kırlardaki geleneksel yapı da çöküntüye uğratıldı.

Çok uluslu şirketlerin dönüştürdüğü dünyada kırsal nüfus bulundukları alanları terk ederek kentler içerisindeki sefalet adalarını oluşturdu.

Kentler bir yandan da soylulaştırma, “kentsel yenileme” yöntemleri ile finans kapitalin
tutsat (mortgage) mekanizmaları ile türev finans enstrümanları oluşturma alanları haline geldi.

Bir yandan sefalet adalarının mekanı olan kent öte yandan finans kapitalin en vahşi karlarının gerçekleştirdiği kentsel yenileme mekanı olan kent.

Finansal krizlerin yıkım ve yeniden inşa faaliyetlerine aracılık eden kent mekanı bu kez finans sermayesinin doğrudan yatırım aracı olarak içine girdiği döngülerde yaşanan sıkışmalarla küresel krizin odağında yer almakta.

Kent mekânının hem sermaye birikimi ile hem de sosyal dışlanma ile böylesine doğrudan ilişkilendiği bu tarihsel dönemde mimarların rolü, bir kez daha mevcut politik ve ekonomik güçlerin yeniden üretimine hizmet edecek kentsel dönüşüm projeleri üretmek olmamalıdır. Aksine, mimarlar, neoliberal birikim rejiminin krizini, kentsel mekânın bu rejimin tahakkümünden kurtarılması için bir fırsat bilmeli, yapılı çevrenin kâr güdüsü yerine toplumsal adalet kaygısıyla üretilmesi için mücadele etmelidir. Mimarlık toplumsal dönüşümün etkin bir aracı olarak kavranmalı, mimarlık pratiği demokratik ve katılımcı toplumsal biçimlerin inşasına katkı verecek yöntemlerle üretilmelidir.

Türkiyeli mimarların örgütü olan ve 50 yıllık tarihi boyunca mimarlığın toplumsal bir hizmet olarak üretilmesini savunmuş bulunan Mimarlar Odası’nın, başkent Ankara’da faaliyet göstermekte olan Ankara Şubesi, bu doğrultuda çalışmakta olan meslek örgütlerini, sivil inisiyatifleri ve kentsel toplumsal hareketlerin aktivistlerini Mimarlığın Sosyal Forumu’nda buluşmaya çağırmaktadır. Mekansal dışlanmaya ve toplumsal adaletsizliğe karşı mücadele eden tüm kişi, kurum ve örgütleri, 21-23 Ekim 2010 tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek olan Forum’da buluşmaya çağırıyor.

Böylesi bir çağrıya edebiyatçıların katkısı ne olabilir ?
Türkiye’de edebiyat 1940 – 1980 döneminde modernizmin ütopyası ile koşut “muhalif” bir çizgi izledi.
1970’ler ile başlayan neokapitalizmin küresel gelişimi ile “post modern” akımın dünyada olduğu gibi Türkiye’de de oylum kazandığı görüldü.
Post modern gelişim beraberinde 1940 – 1980 dönemi “muhalif duruşun” da bir ölçüde edebiyatımızda terk edilmesi sonucunu getirmiş olabilir mi?
Bir zamanlar modern edebiyata yansımış olan karnavalesk muhalif duruş toplumsal imgelememizin bir ögesi değil midir ?
Eğer böyle ise, edebiyat alanındaki olası muhalif duruş toplumsal imgelememizi kapsadığı gibi “kamusal alanın” üstyapısal bir unsuru olarak da tasavvur edilebilinir mi ?
Neoliberalizmin insanı yabancılaştıran atomize eden nitelikli emeği eğretileştiren vahşi düzenine karşı çıkan fiziki plancılar, mimarlar, kent plancıları, edebiyatçılar ile elele toplumsal imgelemi yeniden ilgi odağına oturttuklarında beraberce müşterek bir ütopyanın ufkuna doğru hareketlendiklerinde “ufuk çizgisi” (Galeano’nun eğretilemesinde olduğu gibi) hep daha mı uzağa kayacak?