20 Haziran 2013 Perşembe

Rules for Radicals


Rules for Radicals, Saul Alinsky


Always remember the first rule of power tactics: power is not only what you have but what the enemy thinks you have.
The second rule is: Never go outside the experience of your people.
…The third rule is: Wherever possible go outside the experience of the enemy. Here you want to cause confusion, fear, and retreat.
…the fourth rule is: Make the enemy live up to their own book of rules.
…the fourth rule carries within it the fifth rule: Ridicule is man’s most potent weapon.
…the sixth rule is: A good tactic is one that your people enjoy.
…the seventh rule is: A tactic that drags on too long becomes a drag.
…the eighth rule: Keep the pressure on.
…the ninth rule: The threat is usually more terrifying than the thing itself.
The tenth rule: The major premise for tactics is the development of operations that will maintain a constant pressure upon the opposition.
…The eleventh rule is: If you push a negative hard and deep enough it will break through into its counterside.
…The twelfth rule: The price of a successful attack is a constructive alternative.
…The thirteenth rule: Pick the target, freeze it, personalize it, and polarize it. 

Radikaller için öneriler


Radikaller için kurallar
Saul Alinsky
(çeviri : Raşit Gökçeli – haziran 2013)


Güç ve iktidar mücadelesinin birinci kuralını hiçbir zaman aklımızdan çıkartmayalım:
Gücünüz sadece elinizdeki olanaklarla sınırlı değildir. Gerçek gücünüzü karşınızdakilerin size atfettikleri potansiyel oluşturur.
İkinci Kural: Mücadelede hiçbir zaman kendi kitlenizin olanak ve deneyimlerinin dışına taşmayınız
Üçüncü Kural: Mümkün olan her durumda karşınızdakilerin ezberini bozunuz. Amacınız, karşı tarafta zihin karmaşası, korku ve geri çekiliş sağlamak olmalıdır.
Dördüncü Kural: Karşı tarafın kendi koyduğu kurallara uyup uymadığının takipçisi olunuz.
Dördüncü kural beşinci kuralı bünyesinde içerir: Mizah ve karşı tarafı tiye alma en etkili mücadele araçlarından biridir.
Altıncı Kural: Kitlenizin benimsediği ve uygulamaktan zevk aldığı bir mücadele yöntemi (taktik), makbul olanıdır.
Yedinci Kural: İlanihaye uzayıp duran bir mücadele yöntemi (taktik) eninde sonunda kendi kitlenizi de usandırır.
Sekizinci Kural: Mücadele süresince karşı taraf uyguladığınız baskıyı devamlı sürdürün hiçbir zaman gevşetmeyin.
Dokuzuncu kural: Mücadele esnasında tehdidin kendisi çoğu zaman fiilin kendisinden daha da caydırıcıdır.
Onuncu kural: Mücadelenin belli başı öncüllerinden biri karşı taraf üzerinde sürekli baskı oluşturacak eylemlerin geliştirilmesidir.
Onbirinci Kural: Sürekli savunma durumundan sıyrılıp karşınızdaki tutucu cepheyi eleştirmeye ağırlık veriniz. Tutucu cephenin zayıf yönlerini güçlü bir biçimde teşhir ettiğiniz ölçüde tutucu ittifakları göçertme olanağınız yükselir.
Onikinci Kural: Başarılı bir kampanyanın ödülü topluma yapıcı bir alternatifin sunulabilmesi olacaktır.

Onüçüncü Kural: Hedefi tayin et; netleştir; kitlene mal et ve kutuplaştırılmış alternatif çözümleri topluma açıkla.

19 Ocak 2013 Cumartesi

Süheyl Kırçak’ın “Görme Biçimi”





Süheyl Kırçak’ın “Görme Biçimi”
Raşit Gökçeli

Dünya üzerinde 1968 rüzgarları eserken Mimarlar Odası da 1970’lerde değişim kervanında yerini aldı. “Mimarlar Odası Toplum Hizmetinde” özdeyişi ile simgeleşen söz konusu atılım o dönemde toplum düzenine meslekleri aracılığı ile müdahale etmeyi amaçlayan nitelikli bir kadroyu seferber etmişti.
Şimdilerde de adları kimseye yabancı gelmeyecek olan Teoman Öztürk, Yavuz Önen, Ali Artun, Sait Kozacıoğlu ve onlarca, yüzlerce mimar, plancı, Türkiye’nin planlama vizyonuna bugün dahi izdüşümüne rastlanabilecek bilimsel ve mesleki katkı sundular.
“Fiziki yapı toplumsal formasyonun birebir izdüşümüdür” ; “Kent toprakları kamunun malı olmalıdır” gibi önemli savlar o dönemin meslek odası Mimarlar Odası tarafından kamuoyuna sunuldu. Bu alanda mesleklerini en nitelikli bir şekilde uygulayan bir grup plancı ve mimar, “organik aydın” olmanın ilk örneklerinden birini ülkemizde uyguladılar. Öncü bilimsel katkılar sundular.
Bu kadronun önemli temsilci ve önderlerinden biri ise Süheyl Kırçak idi.
Süheyl, 1963 yılında birincilik ile kazandığı ODTÜ Mimarlık Fakülte’sinden 1967 yılında gene birincilik ile mezun olmuştu. Dönemin önde gelen mimarlarından Şevki Vanlı ve Vedat Dalokay ile çalıştı.
Süheyl başarılı meslek yaşantısı ile yetinmeyerek meslek odasında da yöneticilik yaptı. Türkiye’deki teknik elemanları da toplumsal ve siyasal bir vizyon sahibi kılmanın teorik ve pratik çalışmalarını yönetimsel planda başarı ile yürüttü. Bu uğurda bedeller de ödedi.
Meslek Odası Yönetim Kurulu arkadaşı, dostu, yoldaşı olmak yaşantımın bir ayrıcalığı olmuştur. Ancak bugün geçen zamana ve arkama baktığım zaman Süheyl’in beni etkileyen özelliğinin, onun fevkalade kendine has “görme biçimi” olduğunu söyleyebilirim.
John Berger bu kavramı kullanırken büyük ressamlardan örnekler getirir.
Kavramı Toulouse Lautrec için ödünç alırsak onun genç şaşaalı kariyerlerinin zirvesinde bulunan insanları, kabare dansözlerini otuz kırk yıl sonrasındaki çökmüş, hayatın sillesini yemiş biçimindeki tasvirlerini tuale aksettirmesindeki insanlık dramının “bir görme biçimi” olarak ressamın deha ve özgünlüğünü oluşturduğunun ayırdına varabiliriz.
İşte Süheyl de demin sözünü ettiğim o 1968’lerin değişim rüzgarı içerisinde zirveleri yoklayan teknik eleman hareketinin otuz kırk yıl sonrasındaki “çökme, gerileme, yaşam enerjisini yitirme” durumunu sanki bir kehanet sahibi imişçesine gören birisi idi.
Bu “görme biçimi” elbette yürütülen mücadeledeki teorik ve pratik eksiklikleri herkesten önce görüp yapıcı ve uyarıcı eleştirileri, zaman zaman sert ve acımasızcasına da olsa dürüstlük ve açıklıkla yapabilmesinden kaynaklanmakta idi.
Süheyl’i Touluse Lautrec ile zihnimde eşleştiren elbette fiziksel özelliği değil bu olağanüstü vizyonu idi.
Hayatta böylesi özgün bir “görme biçimi”ne sahip olan bir insanı tanımış olabilmek kim olursa olsun herkese nasip olabilmeli.

16 Şubat 2012 Perşembe

Meslek Odası'nda son KaHKaha




Meslek Odası’nda son KaHKaha



644 sayılı KHK


ve


Meslek Odaları’nın Kuruluşlarından 58 yıl sonra karşı karşıya bulundukları çıkmaz



Raşit Gökçeli
Şubat 2012


“……
yalnız bir kahkaha
bütün odalarda

her boş odaya girişimde
bir kahkaha
ve çıkışımda
bir kahkaha”

Asaf Halet Çelebi



Çevre ve Şehircilik Bakanlığının kurulması ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması; 6/4/2011 tarihli ve 6223 sayılı Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak, Bakanlar Kurulu’nca 29/6/2011 tarihinde kararlaştırılmıştır. (644 sayılı KHK).

Kararname ile Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğü;

-Kamuya ve özel sektöre ait her türlü yapı ve tesisin projelerinin ve yapım işlerinin denetlenmesinde görev alacak mimar ve mühendisler ile yardımcı kontrol elemanlarının, yapı denetim kuruluşlarının ve müşavirlik kuruluşlarının niteliklerine, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esasları belirlemek, mesleki yeterlikleri ile kuruluş yeterliklerini değerlendirerek bunlara belge verilmesini ve kayıtlarının tutulmasını sağlamak,

-Bakanlığın görev alanına giren konularla ilgili olarak mimarlık ve mühendislik meslek kuruluşlarına ilişkin mevzuatı hazırlamak ve bunları denetlemek ile görevlendirilmekte.

Böylelikle 58 yıldır mesleki sorumluluk ve görevleri toplumda genel kabul görecek bir biçimde yasal ve mesleki esaslara bir türlü oturtamayan Meslek Odası, hükümetin artık bir olup bitti ile konuya el atması ile kuruluş yasası ve Anayasa’ daki “imtiyazları”ndan mahrum kalmaktadır.

Bu noktaya nasıl gelindi ?

-“Meslek sorumluluğu sigortası” nı müesseseleştiremeyen,
-Yapı denetimi konusunda gereğince yol gösterici olamayan,
-iş güvenliği alanında görevlerini yerine getiremeyen,
-malzeme standardizasyonu alanında yol alamayan,
-mesleğin uygulanmasına yönelik yetki sistematiği kuramayan,
-üretilen yapı stokunu kullanan tüketicileri koruyamayan, yapı üretimine yönelik mevzuat alanında tüketici örgütleri ile birlikte çalışma pratikleri oluşturamayan, söz konusu pratikleri yasal dayanaklara oturtamayan,
-mesleğin uygulanma standartları ile ilgili dünyada kabul gören normları ülke pratiği içerisinde yerleştiremeyen,
-Mesleğin imajını dünya standartlarına koşut bir standartta yüceltemeyen,
- En önemlisi olarak, tüm bu alanlarda gerek TMMOB Yasası gerek Meslek Odaları Yönetmeliklerinde mevcut bulunan (iştirak gelirleri) “döner sermayeli” yan kuruluşları oluşturamayan,

Meslek Odaları ve bu arada Mimarlar Odası, toplumsal meşruiyetini yitirme noktasına gelmiştir.

Toplum hizmetinde, kamusal alana dönük görevlerini ve bu görevlere ilişkin teorik donanımını da bu 58 yıllık serüvenin son demlerinde ZAYİ eden Mimarlar Odası ;

-Mimar nezdinde
-Kamuoyu nezdinde
-Kamu yönetimi nezdinde

İtibarsızlaşmıştır.

Meslek Odası RIBA ya da AIA örneklerinde olduğu gibi,

-meslek erbabını kendi bünyesinde söz ve karar sahibi yapan,
-meslek alanının örgütlenmesinde yaratıcı, özgün, katılımcı, demokratik açılımlar sunan,
-meslek alanına ilişkin yeni düzenlemeleri, uluslararası norm ve gelişmelere göre ve ülke ile toplum yararına sunan, bu düzenlemeleri meslek yararına hayata geçirebilen;

Bir uygulamayı da hayata geçirememiştir.

Tüm dünyada sermaye ve finansın “egemen” olduğu günümüz ortamında, tarihsel süreçte “aura”sı bulunan mimarlık mesleği dünyadaki mesleki gelişmelere koşut bir biçimde ülkemizde de “kendini ifade edebilecek” bir mesleki silkinişe muhtaçtır.

Nitelikli bir emeğin temsilcileri olan mimarlarımızın böylesi bir çaba içerisine girmeleri ve düşürülmeye çalışıldıkları “sıra kölesi” konumundan “total plancı” aşamasına geçmeleri toplumsal ve mesleki bir zarurettir.

31 Ekim 2011 Pazartesi

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Üye Danışma Kurulu Sonuç Bildirgesi

TMMOB Mimarlar Odası Ankara ŞubesiÜye Danışma Kurulu Sonuç Bildirgesi

1-2 Ekim 2011 tarihlerinde Çorum’da toplanan TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Üye Danışma Kurulu, beş farklı atölyede üretilen fikirlerin tartışıldığı bir forum ile tamamlanmıştır. 12 Haziran 2011 tarihinde gerçekleşen genel seçimler ve aynı süreçte kabul edilen Kanun Hükmünde Kararnameler, hem toplumsal yaşantımızı hem de meslek alanımızı etkileyen dönüşümleri gündeme taşımıştır. İçinde yaşadığımız toplumsal sürecin, özgürlükleri kısıtlayan, kamusal yaşantıyı daraltan ve toplumsal muhalefet için zorluklar barındıran bir döneme tekabül ettiği görülmektedir. Bu koşullar içinde Danışma Kurulumuz, topluma, özgürlük mücadelesinin önemli bir unsurunun “umutlu olmak” olduğunu hatırlatır.
İçinde bulunduğumuz tarihsel durum, neoliberal üretim ilişkilerinin ve ideolojisinin hakim hale geldiği, bu çerçevede kamusal alanın daraldığı ve toplumsal dayanışmanın zayıfladığı süreçleri örgütlemiştir. Neoliberal ekonomik ilişkilerin yarattığı kriz koşullarında, bu krizin yakından ilişkili olduğu konut piyasaları, mimarlığın başat etkinlik alanlarından biridir. Gayrı menkulün menkul değere dönüşümü anlamına gelen tutsat (mortgage) sistemi ve bankaların bu sistemle üretilen değerleri ikincil borsalarda tedavüle sokuyor oluşu, yaşanan krizle de görüldüğü gibi, ciddi toplumsal riskler barındırmaktadır. Mimar ve plancıların emeğiyle yaratılan gayrımenkullerin menkul değere dönüşümü denetim altına alınmalı, borsalarda sınırsız ve kuralsız kullanımları engellenmeli, bu değerlere, hareketi kısıtlayıcı vergiler getirilmelidir.
Mimarlığın değişim değeriyle tanımlandığı neoliberal kentleşme koşullarında mimarlığın radikal bir içerikle tanımlanması acil bir ihtiyaçtır. Piyasa merkezli mekan üretimini sürdürülebilir kılan her türlü yaklaşım reddedilmeli, kolektif bir mimarlığın olasılıkları araştırılmalıdır. Bu çerçevede mekanın, toplumcu kamusallık kaygısıyla “istilası/ dönüştürülmesi/ kullanımı” meşru bir direniş yöntemi olarak kabul görmelidir.
Mimarlar, emekçi sınıf ve tabakaların kentsel yenileme ve benzeri yollarla mağdur edilmelerine, onların sosyal kapitali niteliği taşıyan çevrelerinden koparılmalarına karşı mücadele etmelidir. Toplumsal muhalefet dinamikleriyle eklemlenmenin yol ve yöntemleri araştırılmalı ve dünyadaki toplumsal muhalefet hareketleri ile ilişkiye geçilmelidir. Bu çerçevede TMMOB, toplumsal muhalefet içinde bir odak haline getirilmelidir; zira içinde bulunduğumuz koşullarda meşru mücadele hattının gelişebilme olanakları yüksektir. Mimarlar Odası’nın muhalefet kapasitesinin artırılması için eylem diline paralel olarak kurumsal ittifak ve iletişim dilinin geliştirilmesi, teknik bilginin topluma aktarımını sağlayacak sade bir dilin oluşturulması, toplumsal tabanlı ve mesleğe ilişkin taleplerin öne çıkarılması gereklidir. Bu çerçevede, tüketici örgütleriyle işbirliği yapılması ve kentli tüketici kitleler nezdinde mimarlığın toplumsal tabanının genişletilmesi mümkündür.
12 Haziran 2011 genel seçimlerinin hemen öncesinde ve sonrasında, Meclis’te ve kamuoyunda tartışılmadan, Kanun Hükmünde Kararnamelerle yapılan düzenlemeler bir yandan plansız gelişmeyi ve koruma altında bulunan alanların tahribatını özendirirken, bir yandan da böylesi olumsuz gelişmelere karşı görev yapan kurum ve kurulları iktidarın denetimi altına almaktadır. Anayasal kuruluşlar olan meslek odalarının “özerk ve kamusal” kimlikleri bu düzenlemelerle yok edilmekte, Anayasa hükümlerine açıkça aykırı olan bu girişimle, darbe dönemlerinde bile görülmeyen bir tutumla meslek odaları iktidarın kontrolü altına alınmak istenmektedir. Bu kaygı verici gelişme karşısında, tüm toplum kesimlerinin gelişmeleri yakından takip etmesi ve iktidarın oldubittilerine karşı kamusal tartışma ortamının ve demokratik katılım mekanizmalarının canlı tutulması elzemdir.
Neoliberal üretim ilişkilerine koşut üstyapısal çerçeveyi oluşturan muhafazakar otoritaryenizm, bugün ülke gündemine yeni anayasa konusunu getirmiş bulunmaktadır. İktidarın otoriter eğilimlerini kurumsallaştırma girişiminin aracı haline gelme riski oldukça yüksek olan bu girişime güven duymak için ikna edici hiçbir sebep bulunmamaktadır. Buna karşılık, 12 Eylül rejiminin ürünü olan anayasanın yeni ve sosyal bir anayasa ile değiştirilmesi toplumsal bir talep haline gelmiştir. Danışma Kurulumuz, iktidarın anayasa girişiminin parçası olmayı reddederken, halkın anayasası olacak sosyal bir anayasanın genel nitelikleri ve mesleğe ilişkin konularda içermesi gereken konuları şöyle tarifler:
Yeni anayasanın demokratik, çağdaş nitelikte olması ve katılımcı ve paylaşımcı yöntemlerle üretilmesi gereklidir. Böylesi bir anayasanın bireyin nitelikli çevrelerde barınma ve kentsel yaşama insan onuruna yaraşır biçimde katılma hakkını özellikle vurgulaması şarttır. Devletin temel görevlerinden olan konut edindirme, özel mülkiyetin daraltıcı ve kamusal yararı zedeleyici çerçevesinin ötesinde ele alınmalı, kamu mülkiyetinde konut üretilmelidir. Sayısal olarak konut üretiminin artırılması yeterli değildir; konutun nitelikli, güvenli, çağdaş konfor koşullarına uygun, sağlıklı bir çevre içinde, bireyin yerel yaşam biçimiyle uyumlu ve bir planlama sürecinin ürünü olarak yaşama geçirilmelidir. Anayasada kentli hakkı, ucuz, yaygın ve planlı toplu taşımın mevcut olduğu, kamusal, açık ve yeşil alanların sağlandığı, güvenli bir yaşam ortamı sağlayan, tarihsel ve kültürel dokuyu koruyan, engelliler için evrensel tasarım ilkelerine uygun, afet riskinin minimize edildiği, kentsel yenileme araçlarıyla yerinden edilmelerin yasaklandığı, toplumsal dayanışmanın desteklendiği kentlerde yaşama hakkı olarak tanımlanmalıdır. Halkın kent yönetimine katılımı temel bir hak olarak tanımlanmalı, her türlü değişim ve dönüşüm projesi halka danışılarak gerçekleştirilmelidir. Yerel yönetimler ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmalı, kent yönetimi ve planlaması ehliyetli uzmanlarca, bilimsel verilere dayanılarak yapılmalıdır. Toplumun her kesiminin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı ödünsüz benimsenmeli, doğal enerji kaynakları kamu yararına ve akılcı bir planlamayla kullanılmalıdır. Bunların yanında mimarlık bir hak olarak tanımlanmalı, nitelikli tasarım ürünü olan, gerekli teknik altyapıya sahip mekanlarda yaşamak her bireyin ulaşabileceği bir norm haline getirilmelidir.
TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, tüm toplum kesimlerini, mimarlığı “bir insan hakkı” olarak talep etmeye ve yukarıda ifade edilen hedef ve taleplerin takipçisi olmaya davet etmektedir.

5 - MİMARLAR ODASI NEREYE

1-2 kasım 2011 tarihlerinde Çorum'da toplanan Ankara Şubesi danışma Kurulu'nun 5 no.lu Atölye çalışması Sonuçları
(Atölye Yürütücüsü : Raşit Gökçeli)

5 - MİMARLAR ODASI NEREYE
Atölye Yürütücüsü: Raşit Gökçeli

1. grup öneriler:

Günümüzde gayrımenkul ışık hızı ile menkul değere dönüşüyor. Mortgage (tutsat) alacaklarını seküritize eden bankalar bu değerleri ikincil borsalarda tedavüle sokuyor.

Mimarlar ve plancıların emekleri ile yaratılan gayrımenkullerin menkul değerlere dönüştürülmesi sürecine sınırlama getirilmelidir.

Gayrımenkul değerlerden dönüştürülen menkul değerler finans kapital çevreleri tarafından borsalarda sınırsız ve kuralsız bir biçimde kullanılamamalıdır.

Söz konusu seküritizasyon değerlerine sınır getirilmeli, bu tür değerlere, sermaye hareketlerine getirilenlere benzer vergilendirme (Tobin Tax benzeri ) getirilmelidir.

2. grup öneriler:


-Mimarlar Odası Tüketici örgütleri ile sektörel bazda işbirliği yapmalıdır.
Mimarlar Odasının toplumsal tabanı alabildiğince genişletilmelidir.

-Mimarlar Odası örgütlenme yapısını bazı dönüşümlerle güçlendirmelidir.
. meslek sorumluluğu sigortası
.gayrımenkul değerlendirme uzmanlığı
.enerji sakınımı
.iş güvenirliği
gibi alanlarda örgütlenmeler oluşturulmalıdır.

- Mimarlar Odası ARGE’ler oluşturmalıdır.
-Mimarlar Odası toplumu kendi alanını ilgilendiren konularda bir dizi talebi gerekçeleri ile, formüle ederek, bu talepleri gündemde tutarak oluşturmalı, bu taleplere bağlı olarak somut örgütlenme biçimleri geliştirmeli, yapılanmasını böylesi bir doğrultuda evrimleştirmelidir.

3.grup öneriler:

-Nano teknolojideki gelişmeler, mimarlığı ve bina inşa teknolojisini değiştirecektir.

-ekolojik kısıtlar ve enerji arzındaki sorunlar, plancılığı, mimarlığı yeniden düşünmeyi gerekli kılacaktır.

-Finans kapital üretimi standartlaştırır iken nitelikli emeği de eğretileştiriyor.

-Sürekli mesleki eğitim bir yandan mimarları daha nitelikli kılar iken, öte yandan nitelikli emek olarak mimar ve plancı emeğini eğretileştirmektedir.

-Mimarlar kültürün özelleştirilmesine karşı çıkmalıdırlar.

-Mimarlar kentsel yenileme ve benzeri yollarla finans kapitalin emekçi sınıf ve tabakalarını kentlerde mağdur etmelerine, onların sosyal kapitali olan çevrelerinden kopartılıp atılmalarına karşı mücadele etmelidir.

-Mimarlar yapılı çevrede kamusal alanları savunmalı kamu mal ve servislerinin konumlarını korumaları için her çeşit özelleştirmeye karşı mücadele etmelidir.

-Mimarlar ve plancılar toplumsal muhalefet ile eklemlenmenin yol ve yöntemlerini araştırmalı, dünyadaki toplumsal muhalefet hareketleri ile ilişkiye geçmelidir.

4. grup öneriler :

-Mimarlar Odası toplum yararına çalışma aksları oluşturmalıdır. (Örneğin : konut hakları).

-Mimarlar Odası kent topraklarının özelleştirilmesine karşı çıkmalıdır.

-Mimarlar Odası toplum içerisindeki meşruiyetini yeniden oluşturabilmeli, çeşitli alanlarda ‘fikir’ üretmelidir.

-Mimarlar Odası kendi alanında bilgi üreten bir kuruluş haline getirilmelidir.

-Mimarlar Odası hukuki düzlemde karşı karşıya kaldığı saldırılara karşı ‘alternatif’ bir hukuki yapı önerisi geliştirmelidir.

-Mimarlar Odası ‘meslek politikalarını’ doğrudan belirleyebilmelidir.

-Mimarlar Odası ‘kaynak olarak mimarlık’ teması ile ilgili olarak geçmişteki üretimini devam ettirmelidir.

-Mimarlar Odası kendini medyada daha fazla görünür kılmanın yollarını araştırmalıdır.

-Mimarlar Odası kamusal alanın dönüşümünden ötürü gelişen yeni sosyal ağlar ile eklemlenmelidir.

23 Mart 2011 Çarşamba

Meksika Ekonomisinin ‘Fundamentalleri’

Meksika Ekonomisinin ‘Fundamentalleri’ (Ana Göstergeleri) Hakkında
Jean- François Boyer, Le Monde Diplomatique, mart 2011
Yazısından Alıntılar
Nakleden : Raşit Gökçeli
Mart 2011

‘Maquiladora’ tabir edilen tekstil endüstrisi alanında uluslararası şirketlerin taşeronluğunu yapan işletmeleri sayesinde Meksika ihracatı 1993 yılında 93 milyar ABD dolarından 2008 yılında 291 milyar dolara çıktı.
Ucuz emek ve esnek istihdam koşullarına dayanan bu ihracat hamlesi Meksika’da üretilen tekstil ürünlerinin dünya pazarına düşük fiyatlarla gönderilmesi esasına dayanmakta idi. Tekstil üretiminin yüzde yetmiş yedisi ithal girdilerinden oluşmakta idi. Meksika tekstil sanayinin yarattığı katma değer ise 1988 yılında yüzde 18,2’den 2003 yılında yüzde 8,2’ye düştü.
Devlet desteğini yitiren yerel sanayi aynı dönem içerisinde eriyip gitti. Ücretler 1994 ila 2207 yılları arasında reel olarak yüzde yirmi dört (% 24) azaldı.
….

Meksika ekonomisinin döviz girdilerinin üçüncü sırasını oluşturan Amerika göçmenlerinin ülkeye gönderdikleri döviz ile ilgili yapılan bir hesaplamaya gelince : ilgili ekonomist araştırmacılar (Cypher ve Wise) söz konusu göçmenlerin eğitim düzeyi, gördükleri eğitimin Meksika ekonomi için oluşturduğu maliyet, ve Meksika’daki yaşam maliyeti göz önüne alındığında 1994 ile 2008 yılları arasında Meksika’nın Amerika Birleşik Devletlerine 340 milyar ABD doları transfer ettiğini ve bu meblağın söz konusu göçmenlerin ülkelerine gönderdikleri döviz değerinin 1,8 katı olduğunu saptadılar.
Açıkça ifade etmek gerekirse Meksika işgücünü Amerika birleşik Devletlerine göndererek aslında ABD ekonomisini sübvanse ediyor !